İçeriğe git


Resim
- - - - -

Ölümsüz


  • Please log in to reply
Bu konuya 1 yanıt gönderildi

#1 laptu

laptu

    Scout

  • Members
  • 3.395 İleti

Yazma tarihi: 09 Şubat 2011 - 08:39 ÖS

Kabile:

Eskiden bir kabilem vardı bir adım vardı.Bana ne diye seslenirlerdi.Zan’ji,Jin’zak,Tupac,Amar’ji emin değilim.Anılarım silik sadece suiletler ve görüntüler var. O zamanlar Troll toplumun yüzlerce kabileden oluşuyordu.Avcılık ve toplayıcılık ile yaşamımızı sürdürüyorduk. Doğduğum yer neresiydi orayı hatırlıyormuyum binlerce yılda dünya çok değişti. Babamın annemin gömüldüğü yeri hatırlamıyorum. .Ben özel olarak doğmuştum bunu hayatımın ilk 25 yılında anlıyamadım.25. yaşımdan sonra yaşlanmamaya başladım. Arkadaşlarım giderek yaşlanırken ben genç kalıyordum.Kabilenin şamanı beni ruhların kutsadığını söyledi. Kabile bana saygı göstermeye başladı. Şefin kızı ile evlendim.O donem elde edilebilecek en yüksek mevkideydim.Şefin vekiliydim.Bir müddet sonra çocuklarımız oldu.Adlarını ne koymuştum emin değilim.

Kabilemizin başına büyük bir müsibet geldi.Bir salgın baş gösterdi tüm kabile hastalandı güçsüz olanlar öldü.Ama Hastalanmayan tek bir kişi vardı oda bendim.Her gün birisi ölüyordu.Kısa zamanda eşim ve çocuklarım da öldü. Bir eşin karısını, bir babanın çocuklarını gömmesi ne zordur.Şef torunlarının ve kızının ölmesi yüzünden öfke ile doluydu.Bana saldırdı kolumu kesti ama inanılmaz bir şekilde kolum yenilendi.Kabilemin bana duyduğu saygı bir anda nefrete dönüştü.Onlara göre bu salgının arkasındaki kişi bendim.Ben yaşamlarını çalan bir canavardım.Ve beni kabileden sürdüler.


Vahşi doğada bir süre yalnız kaldım bu bana düşünme fırsatı verdi. Ben bir canavar mıydım?Farkında olmadan böyle bir şey yapabilir miydim? Bu düşünceler kafamı her gün kurcalamaya başladı.Günlerce vicdan azabı çektim. Vicdanımın sesi kısıldığında.Pişmanlıklar bir süre sonra kendini beğenmişliğe bıraktı. Hatalı olan ben olamazdım onlar olmalıydı.Ben kusursuz olan varlıktım onlar kusurlu olandı.


Toplumdan soyut yaşamak bana göre değildi.Bir arkadaşın gülüşüne bir kadının tenine bir çocuğun masumluğuna muhtaçtım.Kabilemden sürgün edilmiştim geri dönmeme olanak yoktu.Bir süre avare dolaşmaya başladım.Başka kabileler arıyordum.Böylece bu yalnızlık son bulacaktı.İlk başlarda yeni kabilelere girmekte zorlandım.Çünkü bir yabancıya üstelik bir ıssızda dolaşan yalnız bir adam güven teşkil etmiyordu.Yalan söylemek konusunda bir usta olmuştum.Kabilemin salgında yitirdiğim,vahşi hayvanlar tarafından parçalandığı gittikçe daha çok inandırıcı oluyordum.Artık benim için kabilelere uyum sağlamak daha kolaydı. Bir kabileden diğerine geçiyordum yaşlanmadığım anlaşılınca kabileyi terk edip başka kabileye katılıyordum.Böyle binlerce yıl yaşadım.

Şehir:

Troll toplumu gün geçtikçe gelişiyordu avcılık yerine hayvanları yetiştirmeye toplayıcılık yerine tarım yapmayı tercih ettiler.Köyler kuruldu.Yerleşik yaşam bana göre değildi özgürce dolaşmak yerine neden bir toprağa bağlanmak gerektiğini anlamıyordum.Ama gün geçtikçe konar göçerlerin sayısızı azaldı herkes köylere yerleşiyordu.Köylerde yavaş yavaş vatandaşlık bilinci oluşmaya başladı.Birbirine yakın birkaç köy birleşerek şehirleri oluşturdu.Şehirlerde barınmak benim için imkansızdı.Şehirlerde dışarıdan gelenler kabullenilmez hep şüphe ile bakılır. Şehirlerde uzun süre barınamıyordum.Sürekli bir şehirden diğerine giden bir şüpheli oluyordum. Bu dönemlerde takas yerine para kullanılmaya başladı. Artık zenginlik ambarındaki mahsül,sahip olduğun sürü değil sarı renkli küçük taşlardı. Her çağı yaşayıp o çağın adamı olamamak nasıl bir duygu ozaman anladım. Yaşamak için bu küçük taşlara ihtiyacım yoktu. Ama toplumda şehirde var olabilmek için onlara ihtiyacım vardı. Şehirler gittikçe büyümeye başladı.Ziguratlar,piramitler,tapınaklar,sunaklari inşa ettiler. Benim zamanımda sadece şamanlar ve ruhlar vardı. Gittiğim her şehirde değişik değişik varlıklara tapıyorlardı. Bu varlıkları Loa olarak adlandırıyorlardı.Her şehirde taptığı Loa’ya ait bir Zigguratlar vardı.Zigguratlar ile piramitler arasındaki şekilsel olarak bir fark yoktu ama Zigguratlar daha kompleks bir yapıya sahipti. Yıldız gözlem bölümü,ibadet bölümü,Tahıl ve Mahsül’ün saklandığı bölüm çok karmaşıktı.Toplumdaki değişim ve gelişim bu yaşlı gözlere çok şaşırtıyordu.

Bir gün bir rahibenin bir yarılıyı dudaklarını oynatarak iyileştirdiğini gördüm. Bu iş giderek içimi kemirmeye başladı. Bu şu ana kadar öğrendiklerimden tamamen farklıydı. Cevabını bulmalıydım. Rahibeyi günlerce izledim. Her sabah evinden tapınağa gider rituellere katılırdı.Güneş batınca yalnız başına yaşadığı evine giderdi. O sıralar rahibeye öyle kafayı takmıştım ki. Kendi ilkemi çiğnedim ‘’Yaşlanmadığın anlaşılırsa şehri terk et’’. Ama bu kadar yakınken vazgeçemezdim. Rahibeyi karanlık içinde beklemeye başladım. Aradığım cevapları o verebilirdi. Eve geldiği zaman lambayı yaktı. Ve beni görünce çığlık atmaya kalktı ağzını kapattım.


- Bağırmyacağına söz verirsen elimi çekerim Rahibe.
Rahibe: - Kimsin ne istiyorsun. Bu evde değerli bir şey olmaz.
- Adım mı? Hmm bir adım yok. Aslında bu şehirde Tar’jin adını kullanıyorum.
Rahibe: - Bak Tar’jin şehir muhafız kaynıyor. Sana zarar gelmesini istemiyorum. Kolumu bırak ki sakince konuşalım….
- Adını söyleyebilirsin Rahibe.
  • 0

#2 Xelbelsel

Xelbelsel

    Scout

  • Members
  • 650 İleti

Yazma tarihi: 30 Mart 2011 - 10:39 ÖÖ

Ellerine sağlık hocam devamı gelir umarım :P
  • 0
THE NORTH REMEMBERS!




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı