İçeriğe git


Resim
- - - - -

Kin Ve Yemin (Aots 4)


  • Please log in to reply
Bu konuya 1 yanıt gönderildi

#1 Falven

Falven

    Moderatör

  • Moderators
  • 405 İleti
  • LocationBodrum

Yazma tarihi: 16 Temmuz 2011 - 12:24 ÖS

Not: Aşağıda okuyacağınız hikaye Aegis of the South guildinin RP olarak başından geçenleri bir roman ağzıyla anlatmaktadır. Guildimizin diğer hikayelerini (SoR , AotS) forumda bulabilirsiniz. Tamamen benim kalemimdir,çalıntı-alıntı yoktur. Guild'e başvurmak isteyenler wow-roleplay.com'dan başvurabilirler.


Tarih : Felvinn'in ölümünden 3 ile 5 ay sonra.

--
(( Günlük , 04:40 sabaha karşı , Surwich ))
Felvinn. Neredesin? Çok yalnız ve sinirliyim. Bana yardım et,ak sakallı lanet herif. Bırakıp gitmiş olamazsın.. bir kadın için. İntikam için can atıyorum,Felvinn. Önce babam,sonra archivel ve sen.. Bu benim kaderim mi? Neden bir bir terk ediliyorum! Ölüm bizi ayırdı,Felvinn.. ve bir araya getirecek. Ama önce bitirmem gereken bir iş var,Raveneye'dan yaşayan tek bir canlı kalmayacak! Sana söz veriyorum Felvinn,ölümün ayırabileceği tek şey.. artık intikam.. ve ölüm ayırmadan ona ulaşacağım.

Dregnar.
--

Surwich insanın içini karartan,güneşin hiç doğmadığı,insanların neredeyse hiç uğramadığı lanet bir kasabaydı. Bu worgen kasabasına neden istatistiklerde beceriksiz bir düzine herifi yolladıkları aşikardı. Felvinn'in ölümü kasaba ve birlikte pek çok şeyi etkilemişti. Birlik gün geçtikçe nüfus kaybediyordu çünkü insanlar Komutan Dregnar'ın yönetimine hiç mi hiç güvenmiyordu. O aksi cücenin tek düşündüğü şey aylar önce kaybettiği dostunun intikamı ve varil dolusu biraydı. Aslına bakarsanız,Dregnar gerçekten de çekilmez biri olmaya koşar adımla ilerliyordu. Talimlerde en zorlayıcı ve sıkıcı antrenmanları yaptırıyor,sadece küçük bir tartışma yüzünden günlük öğün sayısını yarıya indirip vardiya süresini iki katına çıkarabiliyordu. Ayrıca,Güneyin Kalkanları kuruluş amacından bir nebze uzaklaşmıştı. Çekirdek kadro Surwich'e lanetler okuyup intikam peşinde koşmak istiyordu,sıradan erler ise parasının derdindeydi. Günlerden bir gün..

Komutan Dregnar'ın tek başına kaldığı tahta,eski püskü kapı yumruklar ve naralar ile inledi.

-Komutan Dregnar! Komutan Dregnar! Kapıyı açınız efendim! Çok acil! Komutan Dregnar!

Dregnar şömine başında oturmuş,düşünmekteydi. Yoktan var olan işler onun canını çok sıkardı. O yavaşça ve soğukkanlılıkla gıcırdayan koltuğundan kalktı ve sakallarını kaşıyarak kapıya yöneldi. Kapıyı açmadan önce son bir kez daha düşündü fakat açmaya karar verdi. Kapıyı açtığında karşısında elinde meşale tutan bir gözcü vardı.

- Ne var be adam! Griffon'um Najdorf'a,beni bu saatte rahatsız ettiğin için seni yem olarak atmamam için bir neden söyle! dedi ve kaşlarını çarpıtarak adama sert bir bakış attı.

- Raveneye'lar efendim! Köy'e geldiler! Düzine düzine! dedikten sonra adam arkasını döndü ve diğerlerini uyandırmak için panik içinde koşmaya başladı.

-Ne cürret! Sakalım üzerine yemin ki geldikleri halde çıkmayacaklar! Grrah! dedi ve biraz tökezleyerekte olsa zırhlarının asılı olduğu ahşap zırhlığa koştu. Sinirden elleri titriyordu,hıncı ve intikam isteği damarlarını şişirmiş,gözlerini kıp kırmızı etmişti. Bağırmak istiyordu.. Öldürmek istiyordu.

Dregnar hala Raveneye'ın o gün Felvinn ve eşine yaşattıklarını unutamamıştı. Üstelik yem yeşil bir bahardı,her şey iyi gitmeye başlamıştı.. Neden? Neden o lanet,kendilerine şövalye diyen herifler orada olmak zorundaydı? Neden o kadını geri almaya çalıştılar? Dregnar zırhlarını giydikçe sorular yerlerini ünlemlere bıraktılar. Kapıyı çarparak çıktı ve bağırdı :

-Kalkanlar! Elitler! Hemen mücadeleye hazırlanın!

Raveneye'ların köye ulaşması nereden bakılsa on-beş dakika sürerdi. Rivayetler onların Kalimdor'dan,bir *artifact*'i aramaktan fakat başarasızlıktan döndüğünü fısıldıyordu. Üstelik onları durduranlar ise Ravenholdt baş günahkarlarından Verona,boğaz budayan Glorvar ve Kurt adam lakaplı Reginalde Gitt'in ta kendileriydi. Bu üç adam yaklaşık iki düzine herifi yere sermiş ve *artifact*'i kaçırmışlardı.

Dregnar hemen öncü birliğin Surwich'i Blasted Lands'e bağlayan köprüye yollanmasını emretti. Bu sırada elit birlik ve gardiyanlar köyün çeşitli pozisyonlarına yerleşicek,çatılara ve iskelelerede menzilli birlikler oturdulucaktı. Dregnar'ın elinde sadece yirmi tane adam vardı,sadece yirmi. Fakat Raveneye şövalyeleri kırk ile altmış kişi arasında olmalıydı. O kadar fazlaydılar ki,gözcü küçük dilini yutup kaç kişi olduklarını saymayı unutmuştu.

Komutan,köyün ortasında emirler yağdırıyor ve patikalara sandalları ters çevirtip blokaj olarak koydurtuyordu. Etrafta koşuşturan,panik yapan yeni yetme askerler,Dregnar'ın etrafında ise kıdemli çekirdek birlik vardı. Büyücü Arthuroné'un önerilerini dikkatlice dinlemekteydi Dregnar. Bu sırada sakallarını okşayan iri yarı cüce,zırhları içinden düşünceli bir şekilde bakınıyor ve kafasını sallıyordu. Çok geçmeden,daha iri yapılı ve ağır zırhlar kuşanmış bir elit geldi Komutan'ın yanına.

- Komutan Dregnar dedi ve başını öne eğdi saygıyla elit.

Dregnar eliyle konuşmasını işaret etti ve On-başı Garrid,pek bilinen adıyla altı fit dipteki Garrid, Dalaran Büyücüsü pek saygıdeğer Arthuroné ve yardımcısı Belawién bir de Komutan Dregnar duyduklarıyla neye uğradıklarını şaşırdılar.

- Ne dedin sen Jouhann! İkinci bir birlik daha mı var? Lanet köye kim yüzden fazla adam sokmak ister ki! Gözlerinizden emin misiniz! diye haykırdı Garrid sinirle. Arthuroné bir adım geri attı ve elini çenesine götürüp düşünmeye başladı. On dakikaları vardı ve eğer burda bir kaçış yolu üretecek birileri varsa o da Büyücü Arthuroné'nin ta kendisi olucaktı. Yaklaşık sekiz katları olan bir birliğin karşısında durmak sadece katliama yol açardı. En iyi savaş stratejilerini kullansalar bile ancak kendilerinin iki katı kadar adam al aşağı edebilirlerdi. Arthuroné değneğine belinden çıkardı ve Garrid'e köprüyü değneğiyle işaret etti.

On-başı Garrid ile Arthuroné eski dostlardı,bu yola birer maceracı olarak,kendi kahramanlık öykülerini yazmak için çıkmışlardı. Nerden bilebilirlerdi ki Güney'e yardım çağrısını kabul ettiklerinde yirmi kişilik bir birliğe dahil olucaklarını? Fakat durum göründüğü gibiydi. Üstelik bir ittifak birliğinin Raveneye'lar ile çarpışması tamamen saçmalıktı,bu sadece Felvinn'in ölümü ile oluşmuş bir nefretti.

Garrid başını öne eğdi,bir adım ileri çıkıp Komutan Dregnar'a selam verdi ve hemen köprüye doğru koşturmaya başladı. Komutan Dregnar'da ne olduğunu anlamıştı fakat içi içini yiyordu. Çarpışıp ölmek istiyordu fakat intikamı almadan bu dünyayı da terk edemezdi.

On-başı Garrid,gözcü erlerin elinden iki tane meşale aldı ve sandal halatlarını köprünün temellerine bağlattı. Hızlı hareket etmeleri için naralar yağdırıyor küfürler havada uçuşuyordu. Bu sırada Surwich iskelesinde ticari amaçlarla bulunan ittifak armalı Güneyin İncisi'nin Amirali ikna edilmeye çalışılıyor,açık arttırma gibi rüşvet teklifleri yapılıyordu. Komutan Dregnar ne kadar Amiralin suyuna gitmeye çalışsa da sinirine pek hakim olamıyordu. Sinirden gözleri kıp kırmızı adam en sonunda yumruğunu çok sert bir şekilde direğe vurdu ve Amiralin kabul etmesi an bile sürmedi. Arthuroné kıkırdıyordu,"Sabaha kadar teklif versem kabul etmezdi.. Siz askerler.."..

On-başı emirin teğit etmek için son bir kez arkasına döndü ve Arthuroné'un yardımcısı Belawién'in başını öne doğru yavaşça salladığını gördü. Garrid elindeki güneş gibi parlayan meşaleler ile ucu barut varillerine bağlanmış halatları ateşe verdi ve köprünün diğer tarafında kalan son iki gözcüyle beraber iskeleye doğru koşmaya başladı.

Herkes gemiye doluştu,Amiral demirin çekilmesi için emiri verdi fakat tek bir kişi dışarıdaydı.. Komutan Dregnar. Komutan köprünün hemen önünde duruyordu ve tam karşısında ise Raveneye kaptanlarından Felvinn'i öldüren isim bekliyordu. Halatlar varillere kadar ateş aldı ve çok yüksek bir ses ile patlama gerçekleşti. Etrafa ateş almış tahta parçaları uçuşuyordu. Patlama sesi yerini yanan ahşapın çıkardığı ses bıraktı ve yok olmuş köprüde karşılıklı şekilde birbirlerinin gözünü bakan iki asker duruyordu. Komutan bir nara attı ve iskeleden halatları çekmiş olan Güneyin İncisi'ne bindi. Güverteden terk ettikleri köyün ateşler içindeki halini izliyordu...

---- Bölüm iki ----

Marshtide'a ulaştıklarında kale surları hasar görmüş ve çatışmalar şiddetle devam etmekteydi. Güruh bataklıkta üstünlüğü sağlamış gözüküyordu ki bir adım bile geri atmıyorlardı. Buradaki askerler için ön-saflara gitmek sıradanlaşmaya başlamıştı,psikolojik durumları içler acısıydı.
Burada güneşin battığı bile neredeyse anlaşılmazdı. Her yer koyu yeşildi,güneşin yansıması bile. Bir süre sonra insana bıkkınlık veren görüntü,bataklığın en tiksindirici özelliğiydi. Hem kime neydi ki bir bataklık! Ne işe yarardı? Sadece gurur meselesi,yüce ittifak nasıl olurdu da bir hayvan sürüsüne sınır verirdi?

- Kem küm etme,ağzındaki baklayı çıkar Arthuroné,diplomatik konuşmalar benlik değil.
- Efendi Dregnar,bir elf.. Felvinn'i tanıdığını söyleyen bir elf bana istihbarat ulaştırdı. Hakkınızda ve hakkımızda tutuklama emri çıkmış. demesiyle Dregnar'ın oturduğu masayı yumruklaması bir oldu.
- Ne cürret! Pis kokuşmuş diplomatlar'ın kararları işte! Onların ciğerlerini söküp bataklık timsahlarını besleyeceğim! Bu elfde kimmiş ayrıca!
- E-efendi Dregnar.. Sa-sakin olun efendim.. İttifak istihbaratına çalışıyormuş efendim.. Bizi uyardı.. Adı Elenithas.. Felvinn'e bir borcu olduğunu söyledi.. Eğer izin verirseniz.. " Dregnar Steadyhammer,ittifak donanmasını ve ordusunu kendi bencil amaçları doğrultusunda ittifağa bağlı bölgelere zarar verecek bir şekilde kullandığından dolayı hakkında tutuklama emri çıkmıştır. Yoldaşları ve yandaşları herkes onunla bir cezaya çarptırılacaktır. Rütbesi ve arması derhal geri alınacaktır. " Bu-burası sadece yargı bölümü yaklaşık yedi sayfa daha devam etmekte,e-efendim..
dedi ve ağır bir tepki bekler bir şekilde korkak gözlerle Dregnar'a baktı Arthurone.

Dregnar hiçte beklenildiği gibi bir şey yapmadı,bu oldukça ilginçti çünkü sadece ayağa kalkıp ittifak armasını göğüs zırhından kopardı ve emretti. "Toplanın,gidiyoruz... yine."

Yarım saat geçmeden neredeyse herkes Güneyin İncisi'nin kamarasında toplanmıştı. Kaleden nasıl çıkılacağı üzerine teoriler tartışılıyor,genelde Arthurone ve Gerbalt'ın fikirleri ağır basıyordu. Bu sırada Elenithas'a geldiği sırada duello teklif eden Leonthar'ın ağzının payını nasıl aldığı arada keyifli konuşmalar arasında geçiyordu. Jack bu konuda en çok Leon'a dokunduran kişiydi tabi ki. Gerbalt her zaman ki Gerbalttı. Felvinn'in çırağına yakışır bir şekilde sadece yapması gerekene odaklanıyordu. Misafirleri olan arkeolog insan ise elit Jouhann ile sohbet ediyordu ve kapıyı kolluyorlardı. Kimse bu konuşmaları dinlememeliydi.

O sırada kapı gıcırdayarak açıldı ve Leanton ağır parlak sarı zırhları ile içeri girdi. Adım atmasıyla demir yığının sesi tüm kamarada yankılanıyordu. İnsanları selamlayıp ardından hemen sorusunu yöneltti.

-Neler oluyor Komutan? diye gür bir ses ile sessizliği böldü Leanton.
-Gidiyoruz,Leanton. Kaleden görünmeden çıkmamız gerek,ittifak bizi hain olarak ilan etti. diye araya girdi Arthurone.
-Ne? Hain mi? Kutsal Uther adına,bu saçmalık. Bunu çözmeliyiz.
-Ah,bizde öyle demiştik zaten. Hadi Kral Varian'a mektup atalım ha? dedi ve kıkırdadı Jack.
-Kapa çeneni sersem dedi ve hırladı Leanton fakat Leonthar'ın Jack'in yanına adım atması ve elini Jack'in omzuna koymasıyla geri adım attı.
-Bu işi kendim halledeceğim.. dedi ve hiddetle kapıyı çarpıp dışarı çıktı.

Dregnar başına buyrul davranılmasından çok rahatsız olurdu,Jouhann'a kapıyı gözlemesi için işaret etti ve Arthuroné'a döndü.

-Yirmi kişinin arka kamaranın penceresini kırıp tapınağa doğru yüzmesi çok riskli.. Üstelik yırtıcı balıklar olduğunu biliyoruz. Başka bir şeyler düşün Dalaranlı,sana bu yüzden ihtiyacım var.
-Elbette,efendim. diye saygıyla başını öne eğdi Arthurone ve bakışlarını Gerbalt'a çevirdi.
Gerbalt'ın kadife mor rengi pelerini nedense Dalaran'ı ve beraber eğitim aldığı dostlarını hatırlatıyordu. Sağ elini yavaşça sakallarına götürdü ve "Dalaran.." diye mırıldandı.. "Oraya gitmeliyiz. Üstelik tarafsız bölge."
-Saygı değer Gerbalt,ikimiz birlikte bir portal oluşturmayı deneyebiliriz dedi yerinden kalkarak ve asasını yere hafifçe tıklatarak.

Gerbalt sanki derin bir uykudan uyanmışçana hafif titredi va başını genç büyücüye çevirdi. Biraz düşünde ve kafasını öne doğru yavaşça eğerek onayladı.

-Gerekli malzemeleri temin edebilirsek çok vaktimizi almaz. Der demez kapı bir kez daha Leanton'un silüetinin içeri girmesiyle açıldı,karşısında Jouhann vardı fakat Leanton onu hiç umursamıyor gibi gözüküyordu.

-Komutan Dregnar,işte izin. dedi elindeki buruşuk kağıdı göstererek ve gülümsedi. "Bu askerler bizi takip ettiği sürece özgürüz."
-Sen buna özgürlük mü diyorsun? diye gürledi Dregnar,Leanton'un düşündüğünün aksine. "Aptal adam! Kendini onların eline teslim ediyorsun! Kral'ın emrini bataklıktaki yıkıntı bir kalenin Komutanıyla konuşarak mı iptal edeceksin!" Her cümlesinin sonuna bir nokta gibi ayağını yere vurarak hiddetli bir şekilde eşlik ediyordu. Adam sinirden kıpkırmızı olmuş,gözleri yuvalarından fırlar gibi duruyordu.

Gerbalt yavaşça Dregnar'ın omzuna uzandı ve bir kere dokundu. "Biz hazırız." Leanton neye uğradığını şaşırmıştı,aklınca doğru bir iş yapmıştı,sonuçta o kuzeyli bir diplomattı. Fakat bir diplomat olmak için oldukça saftı ki bunun bir tuzak olabileceğine uyanamamıştı. Arkasındaki dört asker'e arada dönüp bakıyor ve ne yapacağını düşünüyordu. Jouhann,Leon ve Jack kapıya adeta set kurmuştu. Ne olursa olsun o adamlar içeri girmeyecekti. Bu sırada arkeolog durumu gözden geçiriyordu ve en mantıklı hareketin aslında hiçbir şey yapmayarak sanki gruptan ayrı biriymiş gibi kamarada içki içmek olduğuna karar vermişti. Sessizce mırıldandı "Patlamış mısırım nerede?".

Leanton adamlara döndü ve hafif uzakta beklemelerini işaret etti. Leonthar gürledi, "Bu adam hainin teki,bize ele vermeye çalışıyor!". Aslına bakılırsa kamaradaki herkes -Reginald dışında- böyle düşünüyordu. Fakat Jouhann zincir eldivenini Leon'un ağzına götürdü ve çenesini kapaması emretti. Leon ara sıra kelimeleri çok fazla kullanırdı ve şimdi de apaçık belli olan şeyi dile getirmesiyle gereksizliğine bir yıldız daha katmıştı. Ekibin en genci olmasının etkisiyle hep kendini kanıtlamaya çalışıyordu ve Jouhann her seferinde bu adam konuşmaya başladığında terliyordu.

Leanton kaşlarını çattı ve büyücülere baktı,"Ne yapıyorsunuz! Kaçak olarak mı devam edeceğiz!" diye çıkıştı. Fakat cevap çekiç gibi Gerbalt'tan geldi. "-Biz- devam edeceğiz,-sen-'in keyfin bilir." Gerbalt odanın en saygı duyulanıydı şüphesiz,Felvinn'in hayatındaki tek çırağı olmayı başarmıştı ve sadece bu bile kendini ve zekasını kanıtlamaya yeterdi. Çok düşünür ve az konuşurdu ve herkes bu huyunu takdir ederdi,Vastiel dışında. Eski dostu Garlas ile yollarının ayrılması şuan onun kafasını en çok kurcalayan şeylerden biriydi. Ayrıca dört *artifact*,Felvinn'in bıraktıkları.. Birlik nereye gidiyordu? Ne yapacaktı? Kötülük ile savaşan bir birlikti fakat artık ittifaktan bağımsızlardı. Bir maceraperest,bir kahraman grubuna mı dönüşeceklerdi? Belki de.

Gerbalt,Arthurone'ye baktı ve ritüelin başlaması için eliyle işaret etti. İkiside portal taşı adı verdikleri taşa uzandılar ve tılsımlı-ankaçiçeklerini taşların üzerine yerleştirdiler. Büyünün yarattığı stresli aura yavaş yavaş kendini gösteriyordu. Etraftakilerin kulakların çarpan uğultumsu bir ses rahatsız ediciydi. Ellerini havaya doğru açtılar ve sanki havaya kucaklarmış gibi bir pozisyon aldılar. Ortadaki iki parmakları birleşik,onların yanındaki parmakları açık bir şekilde mırıldanmaya başladılar. Çok geçmeden parlak bir ışık böldü kamaranın karanlığını. Herkes ellerini gözüne siper etti bir an için,daha sonra gözleri alışınca ışığın içinden sanki suya bakarmışçasına Dalaran'ın portresi gözükmeye başladı.

Bu sırada Leanton'un getirdiği askerler şüphelenmeye başlamıştı,yavaşça kapıya yürüdüler ve Leanton'un arkasından içeriyi süzmeye çalıştılar. Leanton onları meşgul tutmak için hızlıca sorular yöneltmeye çalıştı fakat onlarda artık işe uyanmışlardı. Metalin kılıcın inleyerek kabzasından çıkma sesini duyan Arthurone bir an ritüel için kapalı olan gözlerini açtı ve odağını kaybetti. Gerbalt'ın yüzü bir anda buruştu ve mırıldandı. "Odaklan!" fakat Arthurone odaklanamıyordu,Kamarada bir anda herkes silahlarına davrandı. Leanton iki tarafın tam ortasında kalmıştı ki Jouhann onun omzuna uzandı ve sıkıca kavrayarak kamaranın içerisine kuvvetlice çekti. O kadar kuvvetlice çekmişti ki adam içeri uçtu ve yerde kaldı. Şimdi Jouhann,Jack ve Leon dört asker ile karşılıklı kalmışlardı. Dregnar olanları soğuk kanlılıkla izliyordu ve gözleri genelde ritüel'e dönüktü. Sanki erleriyle gurur duyarmışçasına gülümsedi ve yavaşça ayağa kalktı.

Portal kendini belli etmeye başlamıştı fakat sürekli portre değişiyordu. Arthurone Stormwind'in tutuklama kararını bir türlü kafasından atıp odaklanamıyordu bu yüzden portre sürekli Stormwind ile Dalaran arasında gidiyordu. Gerbalt kendi üzerine düşeni yapmıştı fakat gerisine müdahele edemezdi ki. Gerbalt bir sesi çıktığınca gürledi, "Odaklan!" fakat işe yaramıyordu. Arthurone korkmaya başlamıştı,vücudu hafifçe titriyordu ve mırıldanıyordu. "Bir kaçak.. kaçak..."

Çok geçmeden metalin çarpışma sesleri duyulmaya başlamıştı ve tabiki Leon'un haykırışları da kendini belli ediyordu. Jouhann bir an durakladı ve askerlerin arkasına baktı. Yirmi-beş kadar er destek için geliyordu ve o da neydi,On-başı garrid ile Belawien tutuklanmıştı ve kelepçelenmişlerdi. Jouhann haykırdı ve kapıyı zaman kazanmak için hızlıca kapadı. "Vaktimiz yok,portaldan geçin!"

Gerbalt diğerlerine baktı ve mırıldandı fakat çok geçti. "Ha-hayır du..durun!" Dregnar ensesinden yakaladığı gibi önce Leon ve Jack'i portala doğru ittirdi ardından Jouhann'ı itekledi. Geriye arkeolog ve büyücüler kalmıştı fakat arkeolog ortalıkta gözükmüyordu. Arthurone Gerbalt ile göz göze geldi ve kapı bir anda çarpılarak açıldı. Gerbalt Arthurone'yi yakasından yakaladı ve kendisiyle birlikte portalın içine çekti.

Portal stabil olamamıştı ve hepsi otuz metre aralıklarla beş metre kadar havadan yere çakılmışlardı. Önce gelen Leon gözlerini avuşturdu ve yerde sersem bir şekilde yatarken etrafına baktı. Etraf yeşillikti ve bir şelale vardı.. Sesi huzur doluydu. Ardından görüntü bulanıklaştı ve kafasını geriye derin bir nefes alarak yasladı.

Konunun orjinali ; http://www.wow-rolep...9&t=45&p=77#p77
  • 0

Resmi ekleyen


#2 Cloudblood

Cloudblood

    Centurion

  • Members
  • 858 İleti

Yazma tarihi: 07 Eylül 2011 - 09:30 ÖÖ

Ellerine sağlık. Çok güzel ve sürükleyici bir hikaye olmuş. Hikayenin devamını sabırsızlıkla bekliyorum.
  • 0
Anu belore dela'na! Selama ashal'anore! Sin'dorei!

REMEMBER THE SUNWELL! FOR THE GLORY OF QUEL'THALAS!

FOR THE HORDE!




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı