İçeriğe git


Resim
- - - - -

Bir Blood Elf'in Otobiyografisi


  • Please log in to reply
Bu konuya 2 yanıt gönderildi

#1 wolcan0

wolcan0

    Scout

  • Members
  • 124 İleti
  • Locationİzmir,Karşıyaka,Balçova

Yazma tarihi: 10 Ekim 2011 - 07:51 ÖS

Adım Maeglyn. Geçmişimle ilgili bir açıklama yapmayacağım sizlere.Zira geçmişim kötülüklerle ve savaşlar içindeki bir çocuk olarak geçti. Daha dünyamızı öğrenemeden ölümle ,kanla,kinle tanıştım.Zira geçmişim sizi ilgilendirmezde.Önemli olan bundan sonra ne yaptıklarım veya ne yapmak istediklerimdir.

Adım Maeglyn.Babam ve abimle birlikte Eversong ormanlarında yaşıyorduk. Babam bi paladindi.Abimde babamın yolunda gitmiş ve eğitimini başarıyla bitirmişti.Ben ise daha küçüktüm ve Paladinlik felsefesini anlamaya çalışıyordum Babam Quel'thalas savaşında yurdumuzu General Sylvanas ile korumaya çalışırken öldü.Annemden bahsetmediğimin farkındayım ,bu nedenle onun benim doğumumda öldüğünü belirtmek zorundayım.

Babamın ölümünü kendi gözlerimle gördüm.Abimle beraber şehrin girişlerini tutuyorlardı. Scourge orduları tüm iğrençliği ve akılalmaz kalabalıklığıyla savunmamızı kırmaya çalışıyordu. Tüm direncimizin kırıldığı anda General Sylvanas geri çekilmeyi emretmiş ve surlara yönelmişti ben ise yerimden çıkıp babamın yanına su vermeye koşmuştum.Abim derhal hareketlenmiş ve Sylvanasın peşinden surlara gitmişti.General köprüleri yıkmış Scourge un şehre girişini kısa sürede olsa geciktirmeyi başarmıştı.Babamın yanına vardım ve suyu uzattım.
Bana “Burda ne arıyorsun?” der gibi bakış attı.Gözlerimi düşürdüm ama “Babamın yanında olmalıyım” diye telkin ediyordum kendimi.Daha sonra bir saronite okun havada süzülüşünü izledim. Herşey o kadar ani olmuştu ki babamı uyaramadığım için sırtına saplanmasına engel olamamıştım.Hemen kalkanını sırtına çekti ve beni önüne katarak surlara doğru koşmaya başladık.Sağımızdan solumuzdan vızıldayan oklar yerlere saplanıyor ,babamın kalkanına çarpıp deliyor, duvarlara çarpıp parçalanıyordu.

Sağ salim surlara varmak üzereyken arkamızda beş altı metre yükseklikteki yaratığı farkeden babam kalkanını ona fırlattı.Bu hasarla sendeleyen yaratık surlarda bekleyen askerlerimiz tarafından oklanarak öldürüldü ve bizde sur kapısından girdik ve kapı mühürlendi.

Nefes nefese korkulu bir şekilde abimi aradı gözlerim. Babamın iyileşmesi için ona ihtiyacımız vardı.Ne yazıkki Hiçbir yerde göremedim onu ve babam birden bire öksürerek dizleri üstüne çöktü aniden. Omzumu tuttu yere yığılmamak için bende çaresiz bir şekilde onu izliyordum sadece.
“Fazla vaktim kalmadı oğlum.” dediğinde gözlerim dolmuştu.Tam Bir şey söyleyecekken.
“Al bu kılıcı,ne pahasına olursa olsun hayatta kal ve bizleri asla unutma”
dedi ve birşeyler mırıldanmadı kendince.Az sonra da gözleri daha çok parlamaya ve avuçlarından ışıklar saçılmaya başlamıştı.Bana sıkıca sarıldı ,birden bire her tarafım ışıkla doldu.

Kendime geldiğimde evimizin iki kat yerin dibindeki sığınaktaydım.Abimde yanımdaydı.Anlattığına göre babamın yaptığı kutsal koruma büyüsünden sonra ,abim beni babam scourge ları oyalarken buraya getirmiş.O kılıç ve kalkanı olmadan vücudu yara bere içinde bizim için kendini feda etmiş.

Kahrolası insanlar bize yardım etmemişti. Prens Kael onlar için nice imkansızlıklar başarmıştı ancak onlar bizim için gelmemişti. Artık onlardan nefret eder olmuştum. Babamın son sözleri hep çınlıyordu kulaklarımda.
Şehir yerle bir olmuştu.Çok azımız şans eseri kurtulmuştu. Babamla birlikte binlerce kayıptan ziyade en büyüğüde General Sylvanas'tı. Bizler artık
High elfler değildik. Büyü yerine intikama susamış bir toplumduk. Bu yüzden Lor'themar Theron önderliğinde ırkımızın adını blood elf olarak değiştirdik.



Bu savaşta ölen her asker için,generalimiz için ve babam için etmiştim
intikamımı.Tüm kalbim kinle dolmuştu artık.
Geçmişim özetle budur, her ne kadar açıklama yapmayacağım dedimsede
hakkımda fikir sahibi olmanız için bu gerekliydi.

Şimdi bir paladin ve paralı asker olarak ilk günüm.Kısa süren paladinlik eğitimimden sonra bugün yurdumuzu tehdit eden yozlaşmış elflere karşı savaşımı vermeye başlıyorum.Elime yeni bir kılıç verdiler ancak ben babamın kılıcını alıp onu geri iade ettim.Irksal özelliklerimi ve kılıç kullanma özelliklerimi geliştirmem için bir iki görevde bulundum ve başarıyla bitirdim.Nede olsa yıllarca abimle birlikte savaş sanatlarını çalışmıştım.

Abim ise savaştan sonra bir gün kimselere haber vermeden terketti bizi. Anlattıklarına göre çok uzaklara gitmiş.Duyduğu bir paralı askerlik işine gitti ta Kuzey adalarına.Ancak işi kimin verdiğini kimse bilmiyordu ve yıllardır hiç bir haber alamadım abimden.

Babam paladinliğin nefretten uzak iyilik ve yardıma dayalı bir görüş olduğunu söylerdi.Bende onun sözünden gidip ustalığımı kılıç kalkan ve iyileştirme üzerine yapmaya karar verdim.Böylelikle arkadaşlarıma yardım edebilecektim.
Bugün ilk günüm ve tek amacım önce aciz ve bizi yarı yolda bırakan insanlardan sonrada Arthas'tan intikamımızı almaktır.Bu yolda seve seve canımı verebilirim.Ya da bu yolda benim gibi baş koymuş insanlara yardım için herşeyi yapabilirim.Prens Kael'thas gibi hüsrana uğrayacak olsam bile...


.........................

İkinci günümde biraz yorulmuş biraz da sakinleşmiştim. Aldığım görevleri yerine getirirken oradan oraya üstümdeki onlarca kilo ağırlığındaki zırhlarla yürümek beni yoruyordu.Başlığımdan etrafı görebilmek zor oluyordu ancak değerini troll kabilesine saldırı yaptığımda anladım.

Fairbreeze köyündeki komutan beni doğuya yönlendirdi.Bir kaç siperin arkasında blood elf savaşçıları ve okçuları köy yolunda nöbet tutuyordu. Kaç zamandır orada beklediklerini bilemem ama son derece yorgun oldukları gözlerinden okunuyordu. Teğmen Dawnrunner'a selam verdikten sonra halkımız için birşeyler yapıp yapamayacağımı sordum.Bana doğudaki Tor'Watha kalesi etrafındaki troll kabilelerinin zaman zaman saldırıp kaçtıklarını ve oradan geçen tüccarları
öldürerek yediklerini söyledi.

Midem bulanmıştı.Biz etçil hayvanları bile yiyemezken onlar biz Blood elfleri yiyordu.Bu nasıl bir küstahlık,nasıl bir caniliktir. Hayatımı etkileyen savaşta binlerce iğrenç scourge,Dünden beri öldürdüğüm iblisler bile bu kadar iğrendirmemişti beni.

Teğmen Dawnrunner'in bu endişesiyle derhal ilgileneceğimi ama öncesinde kılıcımı ve zırhlarımı
onarmak için biraz zaman istedim.Kendisi kabul etti ve beni Demircisine gönderdi.

Yanına vardığımda çok şaşırmıştım çünkü demirci bi kadındı.Sapsarı omuzlarına kadar gelen saçları vardı.Yeşil ,gri bir zırh giyinmişti ve çekicini elinden hiç bırakmayacakmış gibi tutuyordu.Şimdiye kadar böyle ağır işlerde çalışan bir kadın görmemiştim.Ancak omuzlarının genişliği ve kollarının büyüklüğü onun bu işi yıllardır yaptığını gösteriyordu.Demirciye zırhlarımı ve kalkanımı verdim. Kınından çıkardığım kılıca son bir kez bakarak kadına uzattım.Kılıca çok dikkatlice bakıyordu ve buna anlam veremeyerek onu izliyordum.Onun bakışlarına odaklandığım anda gözlerini kaldırdı ve göz göze geldik.Muhteşem denilebilecek turkuaz rengi gözleri vardı.

Tıpkı benimkiler gibi.Ailemizde bir tek benim gözlerim bu renkteydi.Kaderin ve yaratıcıların bir oyunu olsa gerek diye düşündüm.Derin bir nefes aldı ve:

" Nerden buldun bu kılıcı?" diye sordu.
" Bu önemli değil efendim, sadece keskinleştirmeniz yeterli.Zira dün haddinden çok kullandım" dedim.
" Bu ,bu kılıç Meagren'indi." derken gözlerinde üzüntü ve şaşkınlık karmaşasını seziyordum.
" Evet babamındı. Quel'Thalas savaşında son nefesini verirken bunu miras bıraktı bana."

Bunu dediğim anda kadının gözbebeklerinin büyüdüğünü ve gözlerinin dolduğunu farkettim.Öylece bakıyordu
bana ve ben buna bi anlam verememiştim.
" Onları tamir edecek misiniz?" diye sordum yüksek sesle. Zorlada olsa yutkundu ve "Tabi" diyebildi sadece.

Teşekkür ettim ve yiyecek birşeyler bulmak için etrafıma bakınıyordum.Bir asker elindeki kapla yanıma geldi ve teğmen tarafından gönderilen yiyecekleri kabul etmemi istedi.Bende büyük bir memnuniyetle kabul ettim tabiki.Demirciyi görebileceğim bi yere oturdum ve yemeğe başladım.Bir yandan da kadını izliyordum
nasıl tamir ettiğini görebilmek için.

Babamda usta bir demirciydi , ancak ben bu zanaati öğrenemedim ondan.Benim böyle ağır bir zanaati edinmemi istemiyordu açıkçası.Benim yüksek mevkilerde bir yönetici olmamı istiyordu.Belkide kralın yardımcısı ha! Hah kadere baksanıza ,nerden nereye?

Her neyse bir taraftan yemeğimi kaşıklarken bir taraftan kadını izliyordum Kılıcı elinde tutmuş öyle bakıyordu kaç zamandır. Arada bir bana bakacak gibi oluyordu ama ürkek bir şekilde gözlerini düşürerek yeniden kılıca bakıyordu. Sonra birden kılıcın kabzasını gövdesinden ayırdı.Ağzımdaki lokma boğazımda
düğümlenmişti.Gözlerim faltaşı gibi açılmış onu izliyordum.Sımsıkı tutuyordu kabzayı avuçlarında ve birden ortadan ikiye ayrıldı kabza.

Sanki kağıt gibi ikiye bölünmüştü.Bu nasıl olabilirdi? Bunca yıldır babamın böyle birşey yaptığını görmedim ve bunu yapmakta hiç aklıma gelmemişti kılıcı aldığımdan beri.Bir parçasını bir eline diğer parçasını diğer eline aldı ve bir sağ bir sol eline baktı.Baktıkça gülümsüyor ,baktıkça etrafa mutluluk
yayıyordu.Ben ise donakalmış bir şekilde babamın bana bıraktığı tek mirasın paramparça oluşunu izliyordum.

Daha sonra hiç birşey olmamış gibi kabzayı gövdeye taktı ve kor ateşe bıraktı kılıcı.Zırhlarımı tamir ediyordu bu arada da.Bende son lokmalarımıbitiriyordum.

Korlaşmış kılıcı eline aldı ve dövmeye başladı.Büyük bir ustalıkla ve titizlikle yapıyordu çekiç vuruşlarını. Bir süre sonra göz yaşlarının kılıca döküldüğünü gördüm.Hüzünlü bir şarkı mırıldanarak gözyaşının düştüğü her noktaya vuruyordu çekicini.
Gördüklerime inanamıyordum 21 yıllık yaşamımda böyle birşey görmemiştim. Evet çok büyü gördüm ,çok inanılmaz sahnelere tanık oldum ama gözyaşına vurulan çekicin kılıcı büyülediğini ilk defa görüyordum. Dövme işlemi bittikten sonra suya soktu babamın mirasını.Çıkardığında ise mosmor bi ışığın onu kapladığını
gördüm.

Gözlerinin doluluğundan kaynaklanan parlaklıkla kılıca son bir kez baktı ve:
"Kılıcın hazır" dedi.
Hemen kalkıp yanına gittim."Ne yaptın kılıcıma?" diye sordum.
"Hiç ,sadece seni koruması için bir büyü yaptım" dedi.
"Onu demiyorum kabzasını ikiye ayırdın.Nerden biliyorsun bu kılıcı?"
"Baban benim öğretmenimdi.Demirciliği ondan öğrendim. Tüm sebep bu." dedi.

Pek inandırıcı gelmesede cevabı beni tatmin etmişti.Çünkü babam Ülkemizin en iyi demircilerindendi ve bir çok öğrencisi olmuştu.Teşekkür edip para ödemeyi istedim ancak bunun teğmen tarafından karşılandığını söylerek bu teklifimi reddetti.

Zırhımı giyinip kalkanımı sırtıma taktım ve kılıcımı elime aldım.O anda büyük bir güç tüm bedenimi sarmış gibi geldi bana. İçimde volkanlar patlıyordu sanki. Bağırmak istiyor bağıramıyordum.İçimdeki enerji gözlerimden fışkıracakmış gibi geliyordu.Bir süre sonra acıyı hissetmediğimden ve dahada güçlendiğimi
düşündüm.Kılıcımı kınıma koydum ve Tor'Watha ' ya doğru yola koyuldum...



-----------------------------------------------

uğraştımda bi türlü yazıları şekle sokamadım

Konu wolcan0 tarafından 10 Ekim 2011 - 07:58 ÖS tarih ve saatinde düzenlenmiştir

  • 2

#2 darkstyledar

darkstyledar

    Sergeant

  • Members
  • 58 İleti

Yazma tarihi: 10 Ekim 2011 - 11:17 ÖS

Açıkçası ilk defa wow ile ilgili bir şey okuyorum hoşuma gitti,eline sağlık.
  • 0

#3 SoulSlay

SoulSlay

    Scout

  • Members
  • 246 İleti

Yazma tarihi: 12 Ekim 2011 - 02:59 ÖS

sıkılmadan okudum, ellerine sağlık.
  • 0
Darth Kanwulf
Odium
Trayus Academy

Hepsi yaralar, sonuncusu öldürür..




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı