İçeriğe git


Resim
- - - - -

Trajik Son Ve Sürgün (Aots-6)


  • Please log in to reply
Bu konuya 7 yanıt gönderildi

#1 Nem.

Nem.

    Guild Forum Yetkilisi

  • Members
  • 834 İleti
  • LocationÇanakkale

Yazma tarihi: 24 Kasım 2011 - 12:51 ÖÖ

Okumaya başlamadan bu linki açıp okumaya başlamanızı rica ediyorum. Giriş için uygun bir tema olduğunu düşünüyorum.

Davanın görülmesinden birkaç gün sonra Jouhan ve Garrid, Stormwind’deki gösterişsiz ve sessiz yaşamlarına geri döndü. Bu yaşam onlara daha korunaklı ve güvenli şekilde yaşama fırsatı veriyordu. Bu sayede dikkat çekmiyor ve normal iki avukat gibi hayatlarına devam ediyor gibi gözüküyorlardı.

Yine o günlerden birisiydi, hava, sanki gün batımıymış gibi kararmış, koyu ve kasvetliydi. Yağmur ince ince ve sessiz bir şekilde yağıyordu, aynı zamanda kırılmaya yüz tutmuş ama kendini hissettiren bir soğuk hava hâkimdi. Yağmurun durmadan yavaş yavaş da olsa yağması havanın daha fazla soğumasını önemli ölçüde engelliyordu. Ancak Stormwind şehri buna pek hazırlıklı sayılmazdı. Şehrin tozunun, toprağının durmak bilmeyen yağmur yüzünden lagarlara akması, lagarların yağmur suyunu uzaklaştırmasını zorlaştırıyor ve adım atılan yerlerin inceden su birikintilerine dönüşmesine sebep oluyordu. Şehirde, yazın güzel günlerinde olduğu gibi pek fazla hareketlilik yoktu. Hem soğuk hem de yağmurun yağıyor olması sadece işi olanların kendilerini dışarı atmalarına engel olamıyordu. Dışarıda olanlar ise bir an önce kafalarını sokacak yere ulaşabilmek için acele ediyorlardı. Ama her şeye rağmen görevi başında olan muhafızlar, esnaf ve hiçbir iş yapmayan dilenciler sokakların kalabalığını oluşturuyordu. Dilenciler, binaların çatılarının uzanıp ıslanmasını engellediği yerlerde yuvalanmış gibi, üstlerinde birkaç kalın bez parçalarıyla uyukluyor veya gelen geçene bakıp bir şeyler koparmaya çalışıyorlardı. Muhafızlar bile artık onlara bulaşmaz olmuşlardı. Ne zaman onların, insanları rahatsız etmelerini engellemeye kalksalar dertlerinden ve kendilerini acındırmalarına hem üzülür hem de vazifelerini yapmak zorunda kalırlardı. Bu yüzden şikâyet gelmedikçe onlara dokunmaz olmuşlardı.

Bir süre sonra uçuş kulesinde bir hareketlilik görüldü. Bir grifon sessiz ve düzgün bir şekilde süzülerek kuleye giriş yaptı. Belli ki usta bir binicisi vardı. Ardından kısa bir süre sonra kule girişinde birisi göründü. Merdivenlerden yavaş yavaş ve dalgın bir şekilde iniyordu. Dikkat çekmemek ve bazı menekşe kule yalakaları tarafından rahatsız edilmemek için tanınmayacak bir şekilde giyinmişti. Sırtında vücudunu neredeyse komple saran geniş kahverengi bir pelerin ve kafasında da gözlerini ve yüzünü perdeleyen, önünü en fazla iki metre görmesine yetecek kadar pelerinine dikili geniş bir kapüşon vardı. Yüzü, kapüşonun ve havanın koyuluğunun da etkisiyle neredeyse hiç gözükmüyordu, sadece burnunun ucundan alt tarafı gölgeli bir şekilde gözüküyordu. Merdivenlerden indikten sonra dosdoğru yolu takip etmeye başladı, oldukça dalgındı. Kafasında bir şeyler kuruyor, planlar oturtmaya çalışıyor olmayınca da “cık, ı-ıh.” gibi sesler çıkarıyordu. Arada elini istemsiz bir şekilde sakallarına götürüyor ve avucuyla genişçe sakalını avuçlayıp ağır ağır sıvazlayarak devam ediyordu. Bu yüzden ne kadar çok dalgın olduğu iyice belli oluyordu. Muhafızlar, onu ilk gördüklerinde gözlerinin ucuyla takip ediyor ancak dikkatini çekmemek istiyorlardı. Kim olduğunu bilmedikleri gibi, önemli bir vasfa sahip olması ihtimalini de hep düşünüyorlardı. Hiç biri başının derde girmesini istemezdi, bu yüzden adama yardımcı olmayı bile teklif etmemişlerdi. Gerçi şehrin yabancısı gibi de durmuyordu, dalgınken bile yolunu buluyor gibiydi. Biraz yürüdükten sonra Stormwind Adalet Divanı’nın da içinde olduğu Stormwind Kraliyet binasına geldi. Dış kapıda duran muhafızlara, yolda gelirken kemerinin iç tarafından çıkardığı Kirin’Tor rozetini gösterdi ve duraksamadan içeriye giriş yaptı. Kendisinin giriş yaptığına ilişkin bilgiyi iletmek üzere yanından koşar adımlarla, yağmurun ve soğuk havanın durumuna aldırış etmeden bir muhafız olabildiği kadar sessiz bir şekilde geçti. Gerçi hoş; üzerindeki zırh ve silahlarla ne kadar sessiz olabilirdi ki…

Kirin’Tor’un bir elçisinin Stormwind’de olması pek normal bir şey değildi. Dalaran, nadir olarak elçilerini Stormwind’e yollar ve ilgili konularda genellikle hep önemli olurdu. Ama bu sefer Elçiyi Dalaran göndermemişti. Elçi kraliyet girişinin merdivenlerini ağır ağır çıktı. Hala dalgın bir şekilde ilerliyordu. Sarayın kapısının hemen girişinde, önden giden muhafızında yanında bulunduğu bir büyücü görüldü. Büyücünün üstünde mavi bir elbiseyle sırtında soylu ve bilge bir büyücü olduğunu gösteren naçiz bir pelerin vardı. Saçları hafif ağarmış, sakallarıyla karışmış ama bakımlı bir beyefendiyi andırıyordu. Büyücü, elçinin yaklaşmasıyla birkaç adım öne geldi ve sıcak bir karşılama yapmak için yüzünde hoş bir tebessümle;

-“Hoş geldiniz.” dedi. Hala bütün inceliği ve saygısı üzerindeydi. Büyücünün ciddi ve güvenilir bir ses tonu vardı.

Bu ses, elçide dalgın olmasının etkisiyle bir anlık küçük bir irkilmeye yol açmıştı. Girişteki son merdivenleri çıkarken kafasını hafifçe kaldırıp;

-“Hoş buldum. Keşke dışarıya çıkmak için zahmet etmeseydiniz. Karşılanmak alışık olduğum bir şey değildir.” dedi ve hafifçe gülümsedi. Kafasındaki kapüşonu hala çıkarmamıştı. Ancak bu davranışına karşılık kibar ve saygılı bir şekilde nezaket gösteren bir ses tonuyla konuşmuştu.

Büyücü, elçinin kapüşonunu çıkarmamasını henüz dışarıdan içeri girmemiş olmasına bağladı ve aldırış etmedi. Hala yağmur yağıyor ve hava soğuk bir şekilde çok hafif esiyordu. Büyücü, elçiye karşı sıcak tavırlarını göstermeye devam ederek hafif bir gülümsemeyle söze girdi;

-“Olur mu, sayın elçi? Menekşe kule ve elçileri her zaman bizim için değerlidir. Buyurun.” dedi ve ardından eliyle kibar bir hareketle yolu gösterdi.

Birlikte ağır adımlarla koridoru çıkmaya başladılar. Çevrede artık neredeyse sadece muhafız ve krallığın işlerini yürüten memurlar bulunuyordu. Hepsi de kendi işleri için koşturuyorlardı. Elçi kapıdan girdikten birkaç adım sonra kafasındaki kapüşonu yavaşça arkaya doğru sıyırdı. Gözlerini, büyücünün hafif önüne, yere doğru eğip, mütevazı ve kibar bir ses tonuyla;

-“Teşekkür ederim, sayın büyücü.” diyerek karşılık verdi.

Elçi bu küçük ve hoş karşılamanın düşüncelerini bölmesine biraz olsun müsaade etmiş olsa da, geç cevap vermesinden dolayı dalgınlığı hala rahatlıkla seziliyordu. Büyücü, elçinin buraya geliş amacını belirten bir konuya girmesini bekliyordu. Ancak elçinin bu konuyla ilgili konuşmaya niyeti yok gibiydi. Kısa ve yavaş bir yürüyüşün ardından büyücünün kendisine ait olan odaya geldiler. İçeriye girerken büyücü elçiye aynı nezaketle önden buyurmasını belirten bir işaretle yol verdi. Ardından kendisi de içeri girdi ve kapıyı kapattı.Odanın her yeri kütüphane gibi kitaplarla dolu ve yerden tavana kadar düzenli bir şekilde istiflenmişti. Aynı zamanda fazla geniş olmadığı için de yerde duran kitaplar bile vardı. Odanın her yanı koyu kahverengi bir tona sahipti, döşemeler ve mobilyalar tamamen özel işlenmiş ve titizlikle tam yerlerine göre yapılmışlardı, ayrıca iki tane çift taraflı açılan eski, orta büyüklükte penceresi vardı, gündüzleri içeriyi aydınlatan tek ışık kaynağı o pencerelerdi. İçeri girdikten sonra büyücü masasına doğru yöneldi ve daha fazla dayanamadı, gözlerini elçiye dikip konuşmaya başladı;

-“Hayırdır bu kılık ne, Arthur? Seni her zaman ciddi ve mor kıyafetler içinde görmeye gözlerim alışmış, bir an başka bir elçinin geldiğini hatta gelenin elçi olmadığını bile düşündürdün bana.”

Büyücü, Arthur’un farklı bir kıyafet ve büyük bir dalgınlıkla gelmesinden dolayı Arthur’un resmi tavrına karşılık kendi tavrını yol boyunca bozmamış ve onu tanıdığını belirten bir hareket yapmamıştı. Bu yüzden bu kıyafetinin anlamına açıklık getirecek bir cevap bekliyordu. Arthur, kafasını masasına geçmekte olan büyücüye çevirip tek kaşını kaldırmaya çalışarak baktı ve ciddi takılmaya çalışan şakacı bir ses tonuyla;

-“Ne yani? Beğenmedin mi? Yol boyunca bu şekilde gezmekten, tanınmamaktan, sırf Menekşe kulenin renklerini ve armasını taşıdığım için yalakalıklar görmeden buraya kadar düşüne düşüne yani rahat bir şekilde gelme fırsatı buldum. Bunu daha sık yapmalıyım.” dedi ve şakasını pekiştirir bir şekilde gülümseyerek üstündeki geniş pelerini titizlik ve özenle çıkarıp askıya astı. Bu söylemini içten içe haklı da bulmuyor değildi. Rahatsız edilme durumunu ve yalakalık için yanına yanaşan yeni yetme büyücüleri atlatmaya çalışma durumunu az yaşamamıştı.

-“Bir daha bu şekilde geleceğin zaman hiç olmasa bir kuzgun göndermeyi çok görme.”. dedi ve gülümseyerek Arthur’a masasının önünde bulunan geniş ve konforlu, ahşap kolları olan sandalyeye oturmasını işaret etti. Arthur’un şakacı tavırları büyücünün konuyu daha fazla üstelemesine meydan vermeden gülüşmelere sebep olmaya yetmişti. Kısa bir sıcak selamlaşma ve özlem gidermenin ardından büyücü yıllardır arkadaşı, dostu ve güvendiği bir insan olan Arthur’un neden buraya, bu kadar yol tepip geldiğini merak etmişti. Öğrenmek için sabırsızlanıyordu ve Arthur’un, bu konu hakkında o sormadan ağzından laf çıkmayacağını anlayınca konuyu Stormwind’de bulunma sebebine getirdi.

-“Eee..? Anlat bakalım; neden buradasın? Gezmeye geldiğini söylemeyeceksin herhâlde.”

-“Maalesef, dilerdim ki; gezmek için geleyim ancak bildiğin bazı mevzular için kısa bir ziyaret yapma gereksinimi duydum.”

Büyücünün ses tonu bir anda kısık bir seviyeye indi ve Arthur’a doğru eğilerek konuşmaya başladı;

-“Hmm, senin şu yoldaşlar için mi?”

-“Evet. Uzun bir süre önce onlara verilmiş olan bir dava vardı. Geçenlerde dava görüldü, sonucundan haberdar olamadım. Hem onlarla kısa bir görüşme yapmak için hem de avukatlık nasıl gidiyor onu gözlemlemek için geldim.”

-“Hah! Seninkiler baya iyi çıktılar. Bizim inatçı yargıcın elinden idamı için dava açılan çocuğu kurtardılar. Belki de avukat olmalılarmış.” dedi ve gülümsedi. Büyücü, Jouhan ve Garrid’den haberdardı. Onlara sahte kimlik ve bir nebze de olsa yaşama ortamı sağlayan kişi o sayılırdı. Arthur’un hatırına binaen kendisini tehlikeye sokmuş ve bu riski göze alarak onlara sahte kimlikler ayarlamıştı. Arthur bu sözleri duyunca ufak bir şaşkınlık yaşadı ve kaşlarını yukarı kaldırıp kafasını şaşkınlığını belirten bir şekilde aşağıya doğru eğdi.

-“Ciddi misin? Şaka yapmıyorsun değil mi?” dedi. Onay bekleyen ve şaka olmadığını anlamaya çalışan gözlerle bakıyordu.

-“Evet. Şuuu… Garrid’di sanırım. Bir an da ayağa kalkmış ve yaptığı araştırmayı yargıca sunmuş. Yargıçta, onun bu iyi savunması sayesinde hükmü düşürmüş ve çocuğu serbest bırakmış.”

-“Hahaha… Ciddi olamazsın. O mu? Bunu Jouhan’dan beklerdim de ondan beklemezdim. Bu adam bana her zaman aynı şeyi söyletiyor; bazen bu adama inanamıyorum.” Arthur bir anda üstünden büyük bir yük kalkmış gibi keyiflendi.

-“Ah.. Kusuruma bakma aklımdan tamamen çıktı. Yoldan geldin ve sana hiçbir şey ikram etmedim. Hemen bir şeyler istetiyorum.”

Büyücü bu keyifli ortamı biraz daha tatlı hale getirmek için sıcak birer çay ve yiyecek bir şeyler getirmesi için dışarıdan hizmetliyi çağırdı ve ona yapması gereken bir şeyler söyleyip yolladı. Ardından konuşmasına devam etti;

-“Ayrıca seninkiler bu davada yakaladıkları büyük başarıyla küçük çaplı da olsa bir üne kavuştular. En azından suçlular arasında artık daha fazla saygı görüyor ve tercih ediliyorlar.” dedi ve kahkaha attı.

O sıralarda Jouhan ve Garrid kendilerine ayarlanmış olan ufak evdelerdi. Jouhan üstünde zırhının birkaç parçasıyla evin 3 kişilik duvara dayalı küçük yemek masasında oturmuş bir yandan biraz önce demlediği çayını yudumlayıp bir yandan da hukuk ve yasalarla ilgili bir kitabı inceliyordu. Son yakaladıkları başarıya bakılırsa artık buna daha fazla ihtiyaç duyacaklardı. Kısa bir süredir Stormwind’de yaşamalarına rağmen hiçbir sorun çıkmamış aksine halk tarafından kabullenilmişlerdi. Son davadan sonra küçük bir üne bile kavuşmuşlardı. Garrid ise her zaman ki gibi yatağına gömülmüş uyuyordu. Odası hemen yemek masasının yaslı olduğu duvarın yanındaki kapıydı. Jouhan, Garrid’i uyandırmak için birkaç hamle yapmış ancak başarılı olamamıştı. Kapısı aralıktı ve Jouhan arada kapıdan içeriye doğru bağırarak kitaptaki bazı önemli noktaları ona da okuyordu. Uyuyor olmasına rağmen onun bunları duyacağını ve akıllı biri olmasından dolayı bunlara kulak asacağını ümit ediyordu.

-“Garrid, burada dediğine göre suçlu olabilecek kişilerin suç aletlerini ve suç içerikli unsurları yakalatması durumunda o kişi hakkında cezai işlem uygulanmıyormuş. Duyuyor musun beni? Kalk artık, kalk da bi’-iki şeyde sen öğren. Bir dava kazandın diye hep öyle olacak sanma, kalk!”

Jouhan, Garrid’e sürekli telkinler de ve uyarılarda bulunarak, arada da okuduğu şeyleri yüksek sesle ona okuyarak rahatsız olup uyanmasını bekliyordu. Garrid ise homurdanarak yatış yönünün aksi istikametine dönerek Jouhan’ı geçiştirmeye çalışıyordu. Tam o anlardan birinde kapı kuvvetli bir şekilde çalındı. Henüz öğlenin ikisiydi, havada oldukça kapalı ve yağışlıydı. Jouhan ve Garrid’in de şehirde pek arkadaşı olduğu da söylenemezdi. Jouhan kafasını kitaptan kaldırıp kapıya doğru baktı. Kapının hemen yanındaki camdan perdenin yarım yamalak engellemesine rağmen birkaç muhafız gözüküyordu. Jouhan tedirgin oldu ve kısık sesle;

-“Garrid kalk! Muhafızlar kapıda. Kalk diyorum. Sanırım bir sorunumuz var.”

-“Söyle onlara imza vermiyorum, Jouhan.”

-“Ya saçmalamasana be adam. Kalkıp bi’ bakarsan durumun ciddiyetini anlayacaksın, aptal herif.”

Jouhan bir yandan da hafif yere doğru çömelmiş ses çıkarmamaya ve dışarı da kaç kişinin daha olduğunu görmeye çalışıyordu. Kafasını sağa sola çevirip bir çözüm yolu bulmaya çalışıyor ve bir yandan da Garrid’e bakıyordu. En sonunda Garrid’e, sinirine hâkim olamayıp masadaki kâsenin içinde bulunan elmanın birini kaptığı gibi sertçe fırlattı. Elma önce Garrid’in tam kafasının üzerinde tahta yatak başlığına patladı ve Garrid’in kafasına düştü. Garrid bunun verdiği acıyla yatakta doğruldu.

-“Ne var be adam, bi’rahat bırakmadın. Muhafızlar gelmişse ne olmuş. Açarsın kapıyı dertlerini sorarsın.” dedi ve yataktan fırlayıp kapıyı bir hışımla açtı. Jouhan olduğu yerde ne olduğunu anlayamadan pusup kalmıştı. Garrid kapıyı açtığında evin ön cephesinde geniş bir çember oluşturmuş yirmiye yakın elit muhafız ve kapıyı çalan subayla yüz yüze geldi. Kapı açılır açılmaz subay söze girdi;

-“Hakkınızda şikâyet var. Bizimle gelmeniz gerekiyor.” dedi. Jouhan ve Garrid bir anda resmen mum olup kalmıştı.

-“N-Ne şikayeti? Biz kendi halinde insanlarız.” diyebildi Garrid. Yataktan kalkmış, gözlerini açalı on saniye olmuş olan adamdan en fazla bu şekilde bir tepki beklenirdi zaten. Jouhan ise Garrid’in sorusunun ardından tekrarlama ihtiyacı hissetmedi, olduğu yerde doğrulup sorunun cevabını almayı bekler tavırla subaya bakıyordu.

-“Size bu konu hakkında bir şey söylemem doğru olmaz.” dedi subay. Ardından sol çaprazında duran çavuşa kafasıyla gerekeni yapmaları için bir işaret verdi. Çavuş başını selam verir şekilde eğip, hızlı bir hareketle ilerledi, hemen arkasından üç muhafız daha hareketlenip apar topar Jouhan ve Garrid’i tutukladılar.

-“Ne oluyor? Şikâyet neymiş onu söyleyin bari. Ahh! Yavaş olsana be adam, kolumu kıracaksın. Direniyor muyum da sert davranıyorsun?” Garrid’in en son ağzından dökülen sözler bunlar oldu. Ardından Jouhan’la göz göze geldi. Jouhan, sakin ve sessiz olmasını belirtir bir şekilde kaşlarını yukarı doğru kaldırdı.

Jouhan ve Garrid üstlerine bir şey almalarına bile izin verilmeden yağmurun ve soğuk havanın etkisine rağmen zindanlara kadar muhafızların sert davranışları altında götürüldüler. Daha ne olduğunu anlayamadan kelepçelenip, üstelik şehirdeki bir güvenlik durumuna göre sayıları bir hayli fazla olan elit muhafız grubunun eşliğinde yaka paça götürülmüşlerdi.

Kısa bir süre sonra büyücünün odasına, onun güvenilir ve normalde pek saygılı çırağı kapıyı bir kere tıklatıp içeriye davet edilmeden dalıverdi. Nefes nefese kalmış ve yarı ıslak bir halde kapıyı çekip lafa girdi;

-“Çok özür diliyorum, rahatsız ettim efendim, ancak konu önemli; sizin gözlemlememi istediğiniz iki avukat şu anda yaklaşık yirmi muhafız ve bir subay eşliğinde zindana götürüldüler, bilmenizin iyi olacağını düşündüm ve hemen size haber vermek istedim efendim.” Çırak hala nefes nefese ve bitap şekilde konuşuyordu.

-“Teşekkür ederim.” dedi büyücü ve saygılı bir şekilde eliyle çıkmasını belirten bir işaret yaptı.

Arthur az önce onların rahat bir şekilde hayat sürdüklerini öğrenmiş, mutlu bir şekilde çayını yudumluyordu. Ancak şimdi başından kaynar sular dökülmüş gibi donup kaldı. Bir an için hiçbir şey düşünemedi. Büyücü, Arthur’a doğru yavaşça döndü ve konuşmaya başladı;

-“Arthur? Arthur… Ne yapalım bir fikrin var mı?”

Büyücü Arthur’un bir şeyler düşünmüş olabileceğini tahmin ediyordu. Hatta öyle olmasını umuyordu. Çünkü herhangi ters bir durum, kendisiyle birlikte yardımda bulunmuş pek çok kişinin de yanmasına sebep olabilirdi. Arthur kısa bir süre daha dalgın dalgın baktı, ardından istemsizce ağzından sözler döküldü.

-“Bilmiyorum… İnan bilmiyorum… Sanırım beklemek en doğrusu olacak. Sen neden zindana atıldıklarını öğren.” dedi.

-“Pekala…” dedi büyücü ve çırağını seslenerek çağırdı gerekli talimatları verip yolladı.

Günler geçmişti. Jouhan ve Garrid’in, Güneyin Kalkanları birliğinin üyeleri olduğu birileri tarafından ispiyonlanmış ve bu Stormwind muhafız alayının inanacağı kadar gerçek bir şekilde yapılmıştı. Yoksa muhafız alayı hiçbir zaman varsayımlarla hareket etmezdi. Hele ki; şehrinin saygın isimlerine hiç kabalık etmezdi. Belli ki güçlü birilerinin parmağı vardı. Jouhan ve Garrid ayrı zindanlarda duvarlara kelepçeli zincirlerle zindana zincirlenmişti. İçerisi aşırı nem kokusu, karanlık ve zaman zaman sıçanların ayak seslerinin hâkim olduğu pis bir tımarhaneyi andırıyordu. Zindanın köşesinden ince bir ışık huzmesinin girmesine yetecek kadar delikler vardı. Arada üzerinden gölgeler geçiyor ve yağmur suları damlıyordu. Belli ki bu zindanlar sokakların altında ve yağmur sularının aktığı lagarların suyollarının hemen dibinde duruyordu. Bu zindanların ordu tarafından ya da muhafızlar tarafından çok nadir kullanıldığı her halinden belliydi. Rutin bir iş akışı yok, onlardan başka mahkûm yok ve en önemlisi de yemek yemek için düzenli bir alan yoktu. İkisi de günün büyük bir bölümünü dayak yiyerek ve konuşturulmaya çalışılarak geçiriyorlardı. Soğuğun ve aç kalmanın etkisiyle oldukça halsizlerdi. Günde bir öğün yemek veriliyor, onla da karınlarını doyuramıyorlardı. Anlaşılan Güneyin Kalkanlarının üyeleri olduklarını itiraf etmelerini ve suçlamaları kabul etmelerini istiyorlardı. Ancak ikisi de ön cephelerde çarpışmış ve işkence eğitimi almış deneyimli askerlerdi. Her türlü şartlara dayanmak için eğitilmişlerdi. Her ne kadar eğitilmiş olsalar da canlarının yanması ve yer yer olan kanamalarının acısı hafiflemiyordu. Günden güne vücutlarında ezilmedik yer kalmıyordu. Bazen beş-altı saat dinlenme fırsatı buluyorlar, ancak onlar gibi daha sağlıklı dinlenmiş olan muhafızların gelip onları tekrar döverek konuşturmaya çalışmalarıyla dirençleri biraz daha azalıyordu.

Bu geçen günler içerisinde Adalet Divanı’nda Arthur fazla ortalıkta gözükmemeye çalışıp söylentiler yayılması konusunda talimatlarda bulunuyordu. Zindanlarda bir-iki mahkûmun tutulduğu ve büyük işkenceye maruz kaldıkları söylentisi kısa sürede yargıçların kulaklarına geldi ve Arthur amacına tam olarak ulaşamasa da Jouhan ve Garrid’i işkenceden kurtardı, onların oradan birkaç gün sonra mahkemeye çıkarılmasını sağladı. Muhafızlar yaptıkları işkencelerin görünürlüğünü hafifletmek için Jouhan ve Garrid’e çıkarılmalarından bir süre önce yemek ve temizlenmeleri için fırsat verdi. Günler sonra vücutlarının çeşitli bölgelerine sıçramış ya da kanayıp pıhtılaşmış kanları temizleme fırsatı buldular. Günlerdir yemedikleri yemekleri yıllardır hiçbir şey yememiş gibi iştahla ve neredeyse nefes almadan yediler, kısa olmasına rağmen bir ömür gibi geçen karanlık zindan sürelerinin sonuna gelmişlerdi. Ancak hala ne olup bittiğini anlayamamışlardı. Günlerce dövülmüş işkence görmüşlerdi. Peki, neden öldürülmemişlerdi? Artık pek sağlıklı düşünemiyorlardı, zihinleri ve bedenleri son derece yorgundu. Tamamen hazır olduklarında apar topar mahkemeye çıkarıldılar. Davacı taraf ittifakın kendisiydi. Güneyin kalkanları üyelerinin yakalanmaları durumunda yargı önüne getirilip hesap sorulması gerekiyordu ve artık olmuştu da. Ancak ne Jouhan ne de Garrid, Güneyin Kalkanlarıyla ilgili bir şey söylememişlerdi. Yine de buna rağmen mahkeme onları yargılamak istemişti. Bir şeyler son derece ters gidiyor ve bunlar Arthur’un, Jouhan’ın ve Garrid’in akıl erdiremediği şekilde ilerliyordu. Mahkeme şehre gelip avukatlık yapmalarından kalkanlardaki görevlerine kadar tüm soruları yöneltmişti. Mahkeme akıl almaz bir şekilde bir günde karara bağlanacakmış gibi saatlerce uzatılıyor, kısa süreli aralar veriliyordu. Jouhan ve Garrid bu kısa araları uyuklamakla geçirmeyi fırsat biliyorlardı. Duruşmanın sonlarına doğru Arthur tanık ve tanışık kişi olarak konuşmak istediğini belirterek salona girdi. Jouhan ve Garrid, onu gördüklerinde biraz şaşkınlık biraz da umut hissederek küçük bir huzur hissettiler. Çünkü kelleri tehlikedeydi ve bu durumdan onları kurtarabilecek tanıdıkları tek kişi de Arthur’du. Arthur, Jouhan ve Garrid’i avukat olarak dolaylı şekilde tanıdığını ve onların daha önce yapmış oldukları dava çalışmalarıyla alakalı birkaç belgeyi arşivlerden bulduğunu söyleyerek yalanlar üzerine bir şeyler kuruyordu. Belgeleri bu kısa sürede düzenletmiş ve neredeyse gerçeklerinden farkı olmayan şekilde onaylanmışlardı. Yargıç belgeleri aldı, kısa bir ara verdi.

Bu sırada Garrid’in sayesinde adı temize çıkan zengin aile durumdan birkaç gün önce haberdar olmuş ve minnettarlıklarını belirtmek için yardımcılarını yargıçla konuşması ve gerekeni yapması için yargıca göndermiş, yargıcı büyük bir baskı altına almışlardı. Yargıç her iki taraftan da bilinmeyen bazı güçlü isimler tarafından baskı altındaydı, bu her koşulda anlaşılan bir durumdu. Hiçbir dava bu kadar hızlı, uzun ve çok aralıklı sürmezdi. Yargıç sık sık görüşmelere ve fikir paylaşımı için içeriye kurmaylarıyla toplaşıp bir şeyler konuşuyordu. Son girişinde Arthur’un getirmiş olduğu belgelerle içeri girdi. Bu sırada da Arthur elinden geleni yaptığını düşündüğü için Jouhan ve Garrid’e üzgün ve elinden geleni yaptığını belirten bir bakış atıp salonu terk etti. Elinden daha fazlası gelmiyordu. Kısa süre sonra yargıç tekrar mahkemeyi açtı ve kararını açıkladı. Karar açıklanırken salondakiler ayağa kalktı ve kararı dinlemeye başladılar.

-“Asıl kimlikleriyle; Jouhan Frederic Bacon ve Garrid Fortlord, ittifaka ve ilgili kolluk kuvvetlerine karşı gelmek, Surwich kasabasında kamu malına zarar vermek ve ittifaka bağlı birliklere saldırmak, kanundan kaçmak ve illegal yollarla Stormwind şehrinde kaçak bir şekilde yaşamak suçlarından beş yıl boyunca bütün ittifak şehirlerine girişiniz yasaklanmış, yirmi yıl boyunca ittifakın kuzey öncü kolluk kuvvetlerinde çalışmaya ve kısmi göz hapsinde tutulmaya mahkûm edilmiştir. Kaçmaları veya kaçmaya yeltenmeleri durumunda kanunlar uyarınca, görüldükleri yerde infaz edilmeleri ve infazları halinde de cesetlerinin yakılmaları uygun görülmüştür.”

Konuşmasını bitiren yargıç, çekici vurup kararı onayladı ve salonu terk etti. Jouhan ve Garrid ölüm cezasından kurtulmuş ancak uzun bir süre ittifak hizmetine mahkum edilmişti.

Konu Nem. tarafından 24 Kasım 2011 - 05:42 ÖS tarih ve saatinde düzenlenmiştir

  • 0

#2 Falven

Falven

    Moderatör

  • Moderators
  • 405 İleti
  • LocationBodrum

Yazma tarihi: 24 Kasım 2011 - 09:46 ÖÖ

Eline sağlık İsmet abi,sıkılmadan okudum. Betimlemeler çok güzel olmuş,zengin ailenin baskısını biraz daha detaylı anlatabilirdin ama genel olarak beğendim. Devamını bekliyoruz. ;)
  • 0

Resmi ekleyen


#3 dogabeey

dogabeey

    Moderatör

  • Moderators
  • 299 İleti

Yazma tarihi: 24 Kasım 2011 - 10:48 ÖÖ

Vaaaov... Süperdi, hele ki arkapland yağmur efekti olunca daha bir gerçekçi oldu.

Acaba kim bu zengin aile? Garrid ve Jouhan'ı nereden tanıyor? Çok heyecanlı http://www.wow-turk....tyle_emoticons/default/icon_mrgreen.gif
  • 0

Dark Lion Onslaught.


#4 Falven

Falven

    Moderatör

  • Moderators
  • 405 İleti
  • LocationBodrum

Yazma tarihi: 24 Kasım 2011 - 11:01 ÖÖ

Vaaaov... Süperdi, hele ki arkapland yağmur efekti olunca daha bir gerçekçi oldu.

Acaba kim bu zengin aile? Garrid ve Jouhan'ı nereden tanıyor? Çok heyecanlı http://www.wow-turk....tyle_emoticons/default/icon_mrgreen.gif


AotS 5'de o aileye değiniliyor bir bak istersen. ;)
  • 0

Resmi ekleyen


#5 Nem.

Nem.

    Guild Forum Yetkilisi

  • Members
  • 834 İleti
  • LocationÇanakkale

Yazma tarihi: 24 Kasım 2011 - 11:42 ÖÖ

Eline sağlık İsmet abi,sıkılmadan okudum. Betimlemeler çok güzel olmuş,zengin ailenin baskısını biraz daha detaylı anlatabilirdin ama genel olarak beğendim. Devamını bekliyoruz. ;)


Gecenin geç saatlerine doğru yazıyı tamamlama gereksinimi duydum. Wordde 7 sayfalık bir yazı hlaine gelmişti. Kafamda zengin aileyi durumdan haberdar olma şekillerine ve zindanda yapılan işkence konuşmalarına kadar yazmayı düşünüyordum. Ama sonradan bu kadar uzun bir hikaye olmasının okuma isteksizliği yaratacağı durumu uyandı ve bir anda konuyu sona doğru getirdim. dialogları kesip direk kurguyu anlatmaya başladım. Yargıcın kararıyla bitirdim.

Yazdığım konu çok güzel bir konuydu. Çok uzun bir yazı yazılabilirdi. Ama kimse okumazdı. Bu bile diğer AotS hikayelerinden uzun halde.

Son olarak beğenen herkese teşekkür ederim. (:
  • 0

#6 Falven

Falven

    Moderatör

  • Moderators
  • 405 İleti
  • LocationBodrum

Yazma tarihi: 25 Kasım 2011 - 12:03 ÖÖ

Sor 3 daha uzun ;)
  • 0

Resmi ekleyen


#7 Benegesseritus

Benegesseritus

    Genel Yönetici

  • Administrators
  • 3.244 İleti

Yazma tarihi: 25 Kasım 2011 - 03:38 ÖS

Ellerine sağlık çok güzel olmuş, arka plandaki efekt ise yapılan betimlemelerin insanın gözünde daha rahat canlanmasını sağlamış. Hani klasik, düz bir yazı okur gibi değil, interaktif bir yazı okur gibi olmuş. Hoş, gerçekten çok hoş.
  • 0

#8 Nem.

Nem.

    Guild Forum Yetkilisi

  • Members
  • 834 İleti
  • LocationÇanakkale

Yazma tarihi: 25 Kasım 2011 - 04:38 ÖS

Yazarken bende dinledim. Daha iyi havaya sokuyordu. Kafamda böyle bir başlangıç yapmak yoktu, bu ses açıktı uzanmıştım aklıma sonradan hikayeye yağmur falan diyip niye başlamıyorum dedim. Sonra böyle aldı yürüdü. :P

Beğenildiyse ne mutlu bana. Arada bişeyler yazmak insana iyi geliyor. Yayınlamasanız bile yazın gerçekten. Çok güzel bir duygu yani.
  • 0




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı