İçeriğe git


Resim
- - - - -

Geçmişini Arayan Savaşçı


  • Please log in to reply
Bu konuya 32 yanıt gönderildi

#1 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 27 Nisan 2012 - 11:10 ÖS

Rolmir Stormholder... Bu genç insan bir gezgindir. Ailesini tanımaz. Geçmişi yoktur. Sadece görüleri vardır.

Tek dostu, tanımadığı babasından kalan Stormholder isimli çekici.
Tek istediği, geçmişi.
Yapacakları ise...
Azeroth'un kaderini çizmek.

Belki biraz iddialı bir işe kalkıştım ama aklımda tasarladığım bir olay örgüsü var umarım tutarlı ve tatmin edici bir şey çıkarabilirim. Yazdıklarımı bölüm bölüm paylaşacağım. Her türlü eleştiriye açığım, yorumlarınızı esirgemeyin. :D
  • 0

#2 Nem.

Nem.

    Guild Forum Yetkilisi

  • Members
  • 834 İleti
  • LocationÇanakkale

Yazma tarihi: 27 Nisan 2012 - 11:21 ÖS

Öncelikle kolay gelsin, umarım başarılı ve tatlı yazılar yazarak kendine bir takipçi kitlesi oluşturabilirsin.

Eğer ki yazma konusunda şüphelerin varsa ve bir kaç örnek iyi olur diye düşünüyorsan daha önce arkadaşlarımızın yazdığı yazıları okuyabilirsin. Role-Play bölümünün içinde tüm yazılan hikayeler paylaşılmıştı zaten.

Eleştiri bazen hiç gelmeyebiliyor ama takip edilmediğin anlamına gelmez, bu seni yıldırmasın. Hikayelerini yazmaya devam edersen bizler her halükarda takip ederiz. Umarım güzel yazılar yazarsın, tekrar kolay gelsin. :)
  • 0

#3 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 28 Nisan 2012 - 04:34 ÖS

KAÇIŞ

Koşuyordu... Uğursuz bir gecenin karanlığında nereye gittiğini bilmeden koşuyordu. Çalılarla dolu ormanda önünü açmaya uğraşmaktan kesilen kolları kan revan içindeydi. Ama buna aldırmıyordu. Zira arkasından gelmekte olan ork topluluğuna yakalanmaya niyeti yoktu. İlerde büyükçe bir ağaç gördü. Ağacın ortasında kocaman bir kovuk vardı. Düşünmeye vakti yoktu, hemen kovuğa sokuldu. Sandığından daha dardı aslında burası. Nefesini tuttu ve etrafı dinlemeye koyuldu.

Rüzgar, ağaçların dallarını bir oraya bir buraya savuruyordu. Saat çok geç olmuştu. Gökyüzünde kara bulutlar belirmişti. Belki de bu kovukta sabahlaması gerekecekti. Ne işi vardı burada? Beklediği ayak sesleri duyuldu. Adımların sesi artığına göre ona doğru geliyordu. Adrenalin doruklardaydı. Bu sırada rüzgar durdu. Sessizlik her yanı sardı. Bu andan itibaren en ufak bir ses onu ele verirdi. Yanmakta olan bir meşaleden çıkan çıtırtılar yaklaştıkça kalbi daha hızlı atıyordu. Aklından "Buraya kadarmış." diye geçirdi. Kaderine razı mı olacaktı? Umutsuzca beklemeye devam etti. O sırada önünde gölgeler belirdi. Sonrasında yeşil derili iri yaratıkların gövdesini gördü. Bir tanesi tam karşıda duruyordu. Neredeyse yüzü seçilebiliyordu. Bu sırada yağmur yağmaya başladı. Aralarında tartışıyor gibiydiler. Karşıda duran ork elindeki baltayı dengesizce sağa sola sallıyor, bir şeyler söylüyordu. Cevap alamadığından olsa gerek sonunda baltasını kaldırdı ve bir nara attı. İleri atıldı. Belli ki aralarındaki anlaşmazlık kavgaya dönüşmüştü. İleri ilk adımını attığı anda boynuna iki ok isabet etti. Yere yığıldı. Ondan daha iri bir ork kovuğun önüne geldi. Üzerindeki kıyafetlere bakılırsa diğerine göre daha kıdemli biriydi. Eğildi ve yere baktı. Yerdeki izleri gözleriyle takip etti. Sonunda kovuğa baktı. Karanlıktan dolayı kovuğun içi görünmüyordu. Aslında farkında olmadan kovuğun içindeki genç adama bakıyordu. Bakmak ile görmek arasındaki fark buydu. Ayağa kalktı ve elini içeriye uzattı. Arkasında 3 tane daha ork vardı bu yüzden çok rahattı. Kovuktaki adam elindeki çekici orkun eline indirmek üzereyken bir şimşek çaktı. Ork ve adam göz göze geldi. Fırsattan istifade adam var gücüyle orku itti. Şaşkınlığın etkisiyle ork yere düştü. Adam koşmaya devam etti.

Uzun bir koşuşturmanın ardından izini kaybettirdiğini düşünerek bir ağaca dayandı. Nefes nefese kalmıştı. Lakin o kadar da kolay değildi. Arkasından yükselen, ne dediği anlaşılmayan bir haykırışın ardından koşuşturma yendiden alevlendi. Arkasını kontrol etmek için döndüğünde karanlıktan başka bir şey yoktu. Koşmaya devam ediyordu arkasına bakarken.

"Bu sefer atlattım salakları." demesiyle ayağı boşta kaldı.
"Ah @!#?%"

Uçurumdan yuvarlandıkça yuvarlandı. Yere çarptığında kafasını güçlükle kaldırdı. Başı dönüyordu. Her şey bulanıklaşmıştı. Gözleri kapandığında son gördüğü şey bir ışıktı.
  • 0

#4 dogabeey

dogabeey

    Moderatör

  • Moderators
  • 299 İleti

Yazma tarihi: 30 Nisan 2012 - 09:08 ÖS

Oldukça güzel bir hikaye olacak gibi, umarım devamı gelir. Nem. arkadaşımızın ddiğini tekrarlıyorum, yorum gelmiyor diye yazmaktan yılma. Çünkü role-play bölümü 2 bölüm başlayıp kalmış hikayelerle dolu. İçlerinde benim hikayelerim de var :)

Ufak bir not: Noktalama işaretlerini biraz daha yerine uygun kullanırsan daha iyi olur bir de... Göze daha çok hitap eder ve tempoyu da ona göre ayarlayabilirsin.

2. Ufak not: Biraz ukalalığa kaçacak belki ama aralara ufak betimlemeler yerleştirmeyi de ihmal etme. "Ay ışığını kapatıp zaten kasvetli olan ortamı iyice karanlığa gömen ürkütücü kara bulutlar" gibi... Kolay gelsin ^^

Konu dogabeey tarafından 30 Nisan 2012 - 09:14 ÖS tarih ve saatinde düzenlenmiştir

  • 0

Dark Lion Onslaught.


#5 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 30 Nisan 2012 - 09:16 ÖS

Yorumlar için Nem. ve dogabeey teşekkür ederim :) Söylediklerinizi dikkate alacağım ama noktalama konusunda sıkıntım var. Nereye nasıl oturturum bilemiyorum bazen :D Şu anda sonraki 2 bölümü yazmış bulunmaktayım ama hemen yayınlamak istemiyorum. Üstünden geçip hikayeyi daha özenli yapmaya çalışıyorum. Büyük firmalar da elindeki malzemeleri hemen piyasaya sürmez o misal B)
  • 0

#6 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 05 Mayıs 2012 - 09:52 ÖS

GİZEMLİ CÜCE
Uyandığında bir at arabasının arkasındaydı. Henüz ayılamadan araç durdu. Yavaş adım seslerinin ardından bir cüce çıktı karşısına.
"Demek uyandın ha." dedi.
"Swamp of Sorrows'da uçurumdan yuvarlanmak pek de akıllıca bir şey değil." diye devam etti. Adam hala nerede olduğunu anlamaya çalışıyordu. Sağa sola bakarken cüceye dikkat etmemişti bile.
Cüce sinirlenmeye başlamıştı: "Sen hiç konuşmaz mısın be adam, ismin nedir senin?"
Genç adam "Rolmir." dedi.
"Rolmir, ha..." Cüce sakalını okşadı. Adamı baştan aşağı süzdü. Sanki daha önce duymuştu bu ismi.
Sonra sırıtarak ve göbeğini okşayarak "Pekala, Rolmir. Gel seninle bir şeyler içelim."
Rolmir nerede olduğunu anlamıştı. Limana yanaşan kocaman gemilere ve etrafta dolaşan ufak goblinlere bakılacak olursa burası Booty Bay'di. Cüceyi takip ederken etrafı süzüyordu. Tüccarlar mallarını taşıyor, diğer yandan bir insanla bir cüce el sıkışıyor, bir başka yerde ise çılgın aletler satan bir goblin sesini duyurmaya çalışıyordu. Biraz yürüdükten sonra bir hana girdiler. Han; kahkahalar atarak gülen cüceler, gizemli elfler, serserilerle doluydu. Bir masaya oturdular.
Cüce seslendi:
"Bana ve genç adama bir şeyler getir Skindle..."

Cüce, Rolmir'e döndü.
"Swamp of Sorrows'da ne işin vardı, Rolmir? "
"Ben... Kayboldum." Utanıyordu zira gururuna yediremiyordu.
"Nasıl yani?" Cüce gülmemek için zor tutuyordu kendini.
"Redridge'de bir grup gnollden kaçıyordum. Nereye gittiğimi farketmemiştim. Tam onları atlattım derken, bir ork kampının ortasında buldum kendimi. En iyisi unutalım bunu... sen kimsin?"

Cüce büyük bir kahkaha attı. Hanı işleten Goblin içkileri masaya bıraktı. Giderken cücenin şapkasını düşürdü. Cüce şapkasını almak için eğilirken Rolmir'in çekicini gördü. Gözlerini kıstı ve ciddileşti.

"Ben bir tüccarım. İsmimin şimdilik önemi yok genç adam." diye karşılık verdi.

Rolmir'in kafası karışmıştı. Şimdilik derken neyi kastetmişti?
Cüce, genç adamın düşünmesine fırsat vermeden:
"Şimdi ne yapacaksın, şaşkın adam?"

Rolmir kararlı bir şekilde:
"Stormwind'e gitmem gerek." dedi.

Cüce parmağıyla bir masayı gösterdi:
"Şu masadakileri görüyorsun değil mi, onları takip et. Birazdan Stormwind'e hareket edecek olan kervanın başı onlar."

Rolmir minnetle "Teşekkürler, cüce. Daha sonra görüşmek üzere..." dedi ve uzaklaştı.

Cüce fısıldadı: "Bundan eminim Stormholder..."
  • 2

#7 Nem.

Nem.

    Guild Forum Yetkilisi

  • Members
  • 834 İleti
  • LocationÇanakkale

Yazma tarihi: 06 Mayıs 2012 - 02:24 ÖÖ

Waow.. Gerçekten etkileyici. Altını çizmek istiyorum; gerçekten etkileyici. :D

Umarım yazmayı uzun bir süre devam ettirirsin. Bütün içtenliğimle söylüyorum. Okumayı seven her insanın keyif alacağı bir netlikte yazıyorsun ve bence betimlemelerin ve ırkların tavırlarını aktarşın oldukça güzel.

Benim çok hoşuma gitti. Gelecek yazılarını da bekliyorum. Strese girmeden yaz yeter. :D Zorunlu hissederseni kötü yazarsın sonrada usanıp bırakırsın. İçinden gelmeden yazma. ^^

Kolay gelsin tekrardan. :)
  • 0

#8 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 06 Mayıs 2012 - 02:03 ÖS

Teşekkür ederim. Henüz bu bölümden böyle bir tepki almam şaşırtıcı oldu benim için. Sonraki bölümler bence daha güzel umarım beğenirsiniz yine :D
  • 0

#9 SoulSlay

SoulSlay

    Scout

  • Members
  • 246 İleti

Yazma tarihi: 06 Mayıs 2012 - 03:51 ÖS

Devamını istiyoruz. Tebrikler :)
  • 0
Darth Kanwulf
Odium
Trayus Academy

Hepsi yaralar, sonuncusu öldürür..

#10 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 10 Mayıs 2012 - 10:50 ÖS

Rolmir, Stormwind'e giderken neler görecek? Cumartesi yayımlanacak! :D Reklam şart :P
  • 0

#11 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 12 Mayıs 2012 - 02:35 ÖS

GÖRÜ

Kervanla birlikte yola çıkmıştı genç gezgin. Gidecekleri yol uzundu. Kervan gürültücü tüccarlarla doluydu haliyle. Ancak bu durum Rolmir'i pek etkilemiyordu. Kafası sürekli bir şeyle meşguldü. Ne olduğunu anlayamıyordu. Sanki içinde bir çatışma vardı. İyinin ve kötünün çatışması değildi bu. Rolmir'in geçmişiyle olan savaşıydı. Ormanın büyülü güzellikleri ve zümrüt yeşili ağaçları birden anlamını yitirmeye başladı. Devenin üstünde ilerlerken, etrafı yavaş yavaş karardı.

Karanlık... Her yer karanlık ve sessiz. Rolmir kendisiyle baş başaydı. Bir adım attı. Acaba ilerlemiş miydi? Bir adım daha attı. Adımının sesini duymaya çalıştı. Sessizlik... Aslında yere bastığıdan da şüphe duyuyordu çünkü yeri hissetmiyordu. Ansızın bir kapı açıldı önünde. İçeriye loş bir ışık doldu. Bu zayıf ışık bile zifiri karanlığı delerek Rolmir'in gözlerini kamaştırdı. Rolmir kapıya doğru temkinli bir şekilde yaklaştı. Çekicini sıkıca tutuyordu. Yüz hatları oldukça gerilmişti. O an önüne ne geçerse geçsin, çekicini kafasına indirecek bir kararlılıktaydı. Gözlerini kapının içine doğru yönlendirdiğinde; çatılan kaşları gevşedi, gözleri faltaşı gibi açıldı. Dışarıda dümdüz bir ova vardı. Berrak suların aktığı uzun akarsular ve onların döküldüğü kocaman bir göl... Uzaktan küçük bir çocuğun ufak tavşanların peşinden koştuğu görülüyordu.

Rolmir şaşkın ve bir o kadar da... huzurlu, huzur dolu hissetmişti kendini. Fakat görme yetisinde bir sorun mu vardı; her şey siyah beyazdı. Üstüne üstlük hiçbir şey duymuyordu. Cesaretini topladı ve kapıdan adımını attı. Gözünde bir ışık patladı ve siyah ova aniden yeşerdi. Nehirler ve gökyüzü gri rengini maviye bıraktı. Yine de eksik bir şey vardı. Küçük çocuk hâlâ siyah beyazdı. Çocukluk neşesini bile gölgede bırakan bir renksizlik. Rolmir ilerledi. Bu kez yeri hissediyordu. Yaprakların birbirine sürtmesini, akarsuların şırıltısını duyuyordu. Kendinden emin bir şekilde çocuğa yaklaştı. Elini çocuğun sırtına doğru uzatırken, çocuk arkasına döndü. Göz göze geldiler.

Zaman durdu... Akarsular akmıyordu. Kuşlar havada asılı kaldı. Rolmir yine sağır hissine kapıldı. Çocuğun yüzüne baktı. Çocuk siyah beyazdı hala. Ama gözleri okyanus kadar maviydi. Çocuk heyecanlı ve meraklı bir şekilde:

"Abi?"

Bu söz bütün ova boyunca yankılandı. Zaman artık tekrar akıyordu. Lakin tersine akıyordu. Havada adeta akan bulutlar geriye sardı. Uçan kuşlar yuvalarına, Rolmir karanlığa geri döndü ve kapı kapandı.
  • 1

#12 SoulSlay

SoulSlay

    Scout

  • Members
  • 246 İleti

Yazma tarihi: 14 Mayıs 2012 - 12:53 ÖS

"Abi?" demiş ama sanki kendi görüntüsüyle karşılaşmış gibi bitecek sandım. :D
  • 0
Darth Kanwulf
Odium
Trayus Academy

Hepsi yaralar, sonuncusu öldürür..

#13 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 14 Mayıs 2012 - 05:41 ÖS

"Abi?" demiş ama sanki kendi görüntüsüyle karşılaşmış gibi bitecek sandım. :D


İlerleyen bölümlerde parçalar birbirine oturacak, oturabilir, oturacak mı? :o
  • 0

#14 SoulSlay

SoulSlay

    Scout

  • Members
  • 246 İleti

Yazma tarihi: 14 Mayıs 2012 - 08:43 ÖS

Oturtalım. :P
  • 0
Darth Kanwulf
Odium
Trayus Academy

Hepsi yaralar, sonuncusu öldürür..

#15 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 19 Mayıs 2012 - 03:21 ÖS

BİNBAŞI

Sonunda varmıştı. "Kahramanların Vadisi" ve İttifak'ın merkezi... Stormwind. Devenin üzerinden indi ve kervanın liderine teşekkür etti. Tam arkasını dönüp yoluna devam edecekti ki yanına kervandan bir tüccar geldi:

"Sormadan edemeyeceğim..."

Rolmir garipseyen bir bakış attı adama.

"İsmim Anthir, büyülü silahlarla ilgileniyorum, alım satım işleri yani. Çekiciniz... onu kime efsunlattırdınız? Gerçekten başarılı bir iş çıkarmış."

Rolmir içinden "Ne diyor bu adam yahu?" diye geçirdi ama söyleyemedi. Onun yerine:
"Çekicim mi? Bu sıradan bir çekiç herhangi bir büyü yok üzerinde."

Anthir ısrar ediyordu:
"Ama buraya gelirken çekiciniz gökyüzü gibi parlıyordu. Bir bakayım n'olur."

Elini, Rolmir'in beline uzattı. Rolmir tüccarı eliyle itti:
"Ne yaptığını sanıyorsun sen? Bak işte çekicim gayet normal. Tatmin oldun mu?"

Şaşkına dönen kibirli Anthir:
"Söylemek istemiyorsan söyleme be adam!" dedi, çekip gitti.

Rolmir belki de tüccardan daha çok şaşırmıştı:
"Deli mi ne?"

Sıradaki durağı neresiydi? Buraya gelirken aklında planını kurmuştu. Binbaşı Aelanor Swiftblade'i bulacaktı. Onu büyüten ve eğiten kişi. 19 yaşına geldiğinde Stormwind'e gelmesini istemişti. Rolmir doğruca kışlaya yol aldı.

"Veeeee... ATEŞ!!!!" diye bağırdı Binbaşı Aelanor. Okçulara atış eğitimi veriyordu. Rolmir uzaktan talimin bitmesini bekledi. Binbaşı, Rolmir'i görünce eğitimi bitirdi ve yanına gitti. Sarıldı.

"Büyümüşsün" dedi. Sevinçten olsa gerek, gözleri yaşarmıştı Binbaşının.
"Beni nasıl tanıdın Aelanor?" diye sordu Rolmir sevinçle.
"Her ne kadar büyümüş olsan bile o masmavi gözlerin seni ele veriyor ufaklık." diye gülümsedi Binbaşı.

Bu sırada bir yaver koşarak yanlarına vardı. Nefes nefese elindeki kağıdı uzattı.
Aelanor hızla kağıdı aldı ve okumaya koyuldu:

"Binbaşı Aelanor Swiftblade,
Elwynn Forest'ın Goldshire köyü Güruh'un saldırısı altındadır. Derhal birliğiniz ile Goldshire köyüne destek sağlayın.
Stormwind Krallığı"

Aelanor kağıdı cebine koydu.
"Haydi bakalım Rolmir, neler öğrenmişsin görelim. ASKERLER TOPLANIN, GOLDSHIRE'A DOĞRU!!!"
  • 1

#16 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 26 Mayıs 2012 - 05:45 ÖS

BÜYÜLÜ ÇEKİÇ

Goldshire Stormwind'e fazla uzak değildi. Bu demek oluyordu ki Güruh sanılandan da yakındı. Ama bu nasıl olurdu? Buraya gelebilmeleri için birçok askeri denetim noktasını geçmeleri gerekiyordu. Askerler aralarında bunu tartışıyordu. Bazıları dağların içinden geldiklerini söylüyordu. Bazıları ise İttifak'ın içinde ajanları olduğundan bile bahsediyordu. O sırada Rolmir'in aklına, geçen gün ormanda karşılaştığı ork grubu geldi. Bunu unutmadan söylemesi gerekiyordu Aelanor'a. Binbaşıya yaklaşmak için önüne baktı. Karşısındaki görüntü dehşet vericiydi. Evler ateşe verilmiş ve yerlerde cesetler vardı. Köyün ortasında iki tane ork bekliyordu. Askerlerin geldiğini farkeden bu ikili saldırıya geçti. İlk adımlarını atar atmaz omuzlarına birer ok isabet etti. Ancak bu ok darbeleri, orkları etkilememişti. Orkların suratındaki sinsi gülümseme Aelanor'u kızdırmış gibiydi. Kaşlarını çattı ve askerlerine oldukları yerde durmaları için emretti:

"Bu ikisi benim."

Aelanor atından indi ve ileri bir adım attı. Kılıcını çekip pozisyonunu aldı. Önden koşan ork cüssesine göre beklenmedik bir çeviklik ile Aelanor'un üstüne sıçradı. Elindeki baltayı Aelanor'un kafasına indirmek üzereyken müthiş bir zamanlama ile Aelanor ileriye doğru eğilerek adım attı ve kılıcını orkun karnına sapladı. Dev kılıç havadaki orkun karnından girip belinden çıkarken Aelanor'un yüzüne sıçrayan kan izi, onu oldukça vahşi gösteriyordu. Orkun cesedi yere düşerken ikinci ork bir nara ile baltasını Aelanor'a fırlattı. Balta henüz orkun elinden çıkmıştı ki Rolmir yanındaki askerin kalkanını kaptı ve Aelanor'un önüne zıpladı. Balta kalkana çarpıp daha yere düşmeden Aelanor botundan çıkardığı hançeri orkun alnının ortasına isabet ettirdi.

"İkisi gitti... Burada bir sürü ork olması lazım gözünüzü dört açın. Rolmir... iyi hamleydi."

Üçlü gruplar halinde ayrıldılar. Rolmir'in bulunduğu grup tavernaya girdi. Duvarlarda kan izleri vardı. "Vahşet..." Rolmir dehşete kapılmıştı. Yerlerde kesilmiş başlar vardı. İçeriden bir çığlık duyuldu. Rolmir çevik bir hamleyle devrilmiş masaların üstünden atlayıp merdivenlere koştu. Ses yukarıdan geliyordu.
"Lütfen oğlumu bırakın... Bırakın gitsin!"
Genç bir kadın çaresizce yalvarıyordu. Önünde duran üç tane ork kahkahalar atıyordu. Rolmir çekicini çıkardı. Ani bir soğuklukla birlikte vücuduna gelen titreme Rolmir'in içine garip bir his doldurdu. Ama bunu düşünmeye vakti yoktu zira kadın ve çocuğu öldürülmek üzereydi. Arkasına baktı. Askerler yoktu. Acele etmesi gerekiyordu. Önüne döndü. Orklardan biri kadını boynundan tuttu. Pis bir kahkaha attı ve baltasını kadının kafasına indirmek üzereyken...
"Hayır!"

Orklar sesin geldiği yere baktı. Rolmir elinde çekiciyle kendine en yakın olan orkun üstüne atladı. Ork hızlı refleksleriyle saldırıya karşılık verdi. Beklenmedik bir darbe ile Rolmir odanın diğer köşesine uçtu. Orkun dev baltası göğsünde derin bir yara oluşturmuştu. Ayrıca duvara çok sert çarpmıştı. Orklar birbirlerine bakıp kahkaha attı. Kadını bırakmış ve yavaş adımlarla Rolmir'e yaklaşıyorlardı. Çekicini daha sıkı tuttu. İçine dolan his daha kuvvetliydi.

"Gülün bakalım... ama henüz işim bitmedi!"

En öndeki ork baltasını Rolmir'e savurdu. Rolmir çekicini kaldırdı. Balta, çekiç ile temas eder etmez bir ışık patlamasıyla parçalara ayrıldı. Baltanın parçaları yere döküldü. Çıngırtıların ardından bir sessizlik oldu. Rolmir ayağa kalkmıştı. Gözlerinden öfke akıyordu. Sanki bambaşka biriydi. Aldığı hasarlara rağmen kolaylıkla doğruldu. Çekiciyle, sendeleyen orka gelişine vurdu. Bütün öfkesi bu vuruşta saklıydı. Oluşan ikinci ışık patlamasıyla çekiçten çıkıp orkun içinden geçen şimşek, arkadaki iki orka sıçrayıp üçünü birden kızartmıştı. Rolmir çekicine baktı... Gözleri sonuna kadar açılmıştı. Çekicin yüzeyinde sanki bulutlar yüzüyordu. Stormwind'e geldiğinde saçmaladığını düşündüğü Anthir'in dediği gibi, gökyüzü gibi parlıyordu. Bu silah büyülüydü.

Zihninde kara düşünceler bir fırtına olmuştu. Sahip olduğu bu güç sayesinde herkesi dize getirebilirdi. Deliliğin sınırına yaklaşıyordu. Çılgın bir kahkahanın ardından:

"Az önce şimşek mi yarattım ben?!"

Gözlerini çekicinden ayıramıyordu. Kendini bir ilah gibi hissediyordu. Ne de olsa tek bir hamleyle üç tane orku öldürmüştü... Fakat farkında olmadığı bir şey vardı. Çekicini indirdiğinde gördüğü karşısında kanı dondu. Sahip olduğu gücün verdiği haz yerini pişmanlığa bırakmıştı. Silahından çıkan şimşek orklardan sonra kadına da sıçramıştı. Çocuğu kadının başında ağlıyordu. Sağ kolu yanan çocuk Rolmir'e bağırdı.

"Katil! Korkunç orklardan farkın yok! Annemi öldürdün!"

Rolmir olduğu yerde dizlerinin üstüne çöktü. Yüz hatları titremeye başladı. Boş gözlerle etrafa baktı.

"Kadere karşı koyamadım." dedi sessizce.

Duygusal bir çöküntü gecenin karanlığı gibi içini kapladı. Karanlık en son gözlerine ulaştı. Gözünden akan siyah bir gözyaşıyla görüşü kararırken son duyduğu iki askerin sesiydi:

"Rolmir! İyi misin? Beni duyabiliyor musun? Rolmir!!!"
  • 1

#17 dogabeey

dogabeey

    Moderatör

  • Moderators
  • 299 İleti

Yazma tarihi: 28 Mayıs 2012 - 12:42 ÖÖ

Her bölümde daha da güzelleşiyor. Daha sonraki bölümleri de böyle uzun yazmanı tavsiye ederim. Çünkü öykü kısa oldukça bir bölümün içerisine daha çok şey sığdırmak gereikyor, bu da edebi açıdan bozabiliyor hikayeyi.

Ellerine sağlık, kolay gelsin.
  • 0

Dark Lion Onslaught.


#18 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 28 Mayıs 2012 - 07:01 ÖS

Her bölümde daha da güzelleşiyor. Daha sonraki bölümleri de böyle uzun yazmanı tavsiye ederim. Çünkü öykü kısa oldukça bir bölümün içerisine daha çok şey sığdırmak gereikyor, bu da edebi açıdan bozabiliyor hikayeyi.

Ellerine sağlık, kolay gelsin.


Gönül ister ki her bölüm böyle uzun güzel olsun ama her bölümü böyle yazabilecek vaktim yok. Maalesef sonraki 2 bölüm pek uzun değil. Ancak hikayenin akışı için hemen hemen her gün kafa yoruyorum. Çarşamba günü bir "Bonus Bölüm" yayınlayacağım :) Bonus dememin nedeni hikayenin genel akışı hakkında pek bir içeriği olmaması. Son sınav haftam olması nedeniyle gelecek haftasonu için elimde bölüm yok. Haftaya yazabilirsem yayımlarım. Sonuç olarak beni izlemeye devam edin. ;)
  • 0

#19 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 30 Mayıs 2012 - 09:05 ÖS

Sınavlardan dalgınlığıma geldi sözünü ettiğim bölümü yayımlamamışım :D Buyrun...

SWIFTBLADE(Bonus Bölüm)

Rolmir ve iki adamını tavernaya yollayan Aelanor etrafına baktı. Dikkati, metal sesleri gelen bir eve yoğunlaştı. Evin önündeki tabelaya baktı. Üzerine kılıç ve kalkan figürleri oyulmuş tahta tabelaya bakılırsa burası demircinin yeri olmalıydı. Muhtemelen orklar buradan ayrılırken yanlarında silah ve zırh götürmeyi planlamıştı. Binbaşı, yanındakilere sessiz olmaları ve peşinden gelmeleri için eliyle bir takım hareket yaptı. Demircinin evine doğru ilerlediler. Aelanor üzerine bir baltanın saplı olduğu kırık kapıdan içeriyi süzdü. Tahmini doğruydu. İçeride altı tane ork vardı. Önlerinde bulunan silahlarla ilgileniyordu. Yerde demircinin gövdesi uzanıryordu. Aelanor gözleriyle bir yaşam belirtisi aradı. O anda demircinin kolu yavaşça hareket etti.

"Yaşıyor!"

Aelanor daha dikkatli baktığında bu hareketliliğin kaynağının adam olmadığını anladı. Adamın hemen elinin altındaki tahta zemin hafifçe aralanmıştı. Bir çift göz ile karşı karşıya kaldı Aelanor. Korku dolu gözler... Aelanor parmağını dudaklarının önüne getirdi ve sessiz olmasını işaret etti. Askerlerine döndü.

"İçeride beş altı tane ork ve bir insan var."

Botundan çıkardığı bıçak ile yere az önce incelediği evin krokisini çizdi. Dışında bekledikleri kapının yanında bir pencere vardı. Orklar kapının tam zıttında, odanın öbür köşesindeydi. Yerdeki kapak ve demircinin cesedi ise odanın tam ortasındaydı.

"Bu orkları dışarı çıkarmanın bir yolunu bulmalıyız."

Tam bu sırada bir şimşek sesi duyuldu. Aelanor ve adamları gökyüzüne baktı. Havada bir tane bile bulut yoktu. Öyle ki bırakın gökgürültüsünü rüzgar bile esmiyordu.

"Siz de duyd-"

Bir şimşek sesi daha duyuldu. Sesi duyan orklar da dışarıya çıkmıştı. Orklar, sesin nereden geldiğini anlamak için etrafa bakarken önlerinde çömelmiş olan üç askeri geç de olsa fark etti. Kısa süren bir bakışmanın ardından askerler ayağa kalkıp koşmaya başladı. En iri olanı öfkeyle haykırdı ve baltasıyla ileride koşan askerleri işaret etti. Orklar da askerlerin peşinden koşmaya başladı.

Aelanor ve Rolmir'in bulunduğu gruplardan ayrı olarak, etrafı incelemek için gönderilen diğer asker grubu da şimşek sesini duyunca telaşla geri dönmüştü. Tam bu sırada Aelanor'un grubunu ve arkasından koşan orkları gördüler. Orkların arkasından koşuşturmaya dahil oldular.
Bir müddet koştuktan sonra Aelanor durdu ve arkasını döndü. Elini kaldırdı ve yanındaki iki asker yaylarını gerdi. Orklar da durdu. Aelanor arkadaki gruba sessiz olmasını işaret edip yaklaşmalarını bekledi. Orklar sayıca üstün olduklarını düşünüp kahkahlarla yaklaşmaya devam etti. Aelanor kılıcını çekti ve ileri atıldı.

"ŞİMDİ!"

Aelanor'un yanındaki okçular gergin duran okları serbest bıraktı. Boyunlarına denk gelen oklar, orkları yere yığdı. Arkadan gelen askerler ise her biri karşısındaki orkun beline tekmeyi bastı ve omuzlarına indirdikleri kılıçlarla onları etkisiz hale getirdiler.

Aelanor son kalan orka doğru koştu. Ork da çılgın bir nara ile Aelanor'a doğru... Aelanor ile ork karşı karşıya geldiğinde Aelanor yana doğru hızlı bir adım attı. Aelanor'un hamlesini fark ettiğinde yüzündeki ifadesinden şaşkınlığı okunuyordu yeşil derili orkun. Bu sırada düşünmeye mahal vermeden Aelanor, yanından geçen orkun göğsüne dirseğini geçirdi. Olduğu yerde ayakları yerden kesilen ork yere düşerken Aelanor, kılıcını orkun ensesinden geçirdi. Kılıç etrafa sıçrayan kanların arasından gökyüzüne doğru yükselirken orkun kellesi havada dönüyordu. Havaya uçan kelle yere çarptığında askerler Aelanor'a hayranlıkla bakakaldılar. İnanılmaz bir çeviklikti. Her şey sanki bir anda olup bitmişti. Aelanor, Rüzgarda dalgalanan saçlarını eliyle yana doğru sıyırırken, havasına uygun bir ses tonuyla:

"Soy adımın neden Swiftblade olduğunu anlamışsınızdır umarım."
  • 1

#20 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 02 Haziran 2012 - 01:01 ÖS

STORMHOLDER

Gözlerini açtığında çimenlerin üzerinde yüzüstü uzandığını fark etti. Kapkara bir karga, sanki kötü bir haberi duyurmak için, o kulak tırmalayan sesiyle çığlık çığlığa süzülüyordu gökyüzünde. Başını kaldırdı ve havaya baktı. Gri... Sanki bulutlar, güneş ışığınının yeryüzünü aydınlatmasını engellek için birbirlerine kenetlenmişti. Tavernada kazara öldürdüğü kadını hatırlattı bu karamsar hava Rolmir'e. Bu duygudan kurtulabilmek için gözlerini gökyüzünden kaçırdı. Önüne baktığında karşısında büyük bir ağacın olduğunu farketti. Ağacın hemen altında ise değişik bir biçimde taş... bir mezar taşı vardı. Öldürdüğü kadının mezarı mıydı bu? Unutamıyordu bir türlü o talihsiz olayı. Unutamıyordu kadının o cansız, gümüş renkli gözlerini. Karanlık yeniden Rolmir'in içini kaplamaya başlamıştı. Rolmir'in iç dünyası, çevresine yansıyordu. Hisleriyle örtüşen bir şekilde, gökyüzündeki gri bulutlar karardı aniden. Ansızın önündeki taşın üstünde şekiller belirdi. Unutulmuş eski rünlere benziyorlardı. Şekiller büyüdü ve parlamaya başladı. Bir gökgürültüsüyle birlikte başlayan yağmurun sonrasında gelen soğuk bir rüzgarın ardından mezarın önüne bir siluet oluştu. İri yarı bir adamın silueti... Bundan fazla bir detay yoktu. Ruhani bir ses titretti ağacın yapraklarıyla birlikte Rolmir'in yüreğini:

"Fırtına tahmin ettiğinden de güçlüdür..."

Silueti doğrularcasına güçlü bir gök gürlemesiyle yağmur şiddetini arttırdı.

Rolmir siluete yaklaştı. Dikkatli bir şekilde baştan aşağı süzdü onu:

"Seni tanıyor muyum?"

Sanki hiç etkilenmemişti genç gezgin aniden beliren ruhtan. Mezardan çıkan ruh, Rolmir'e aldırmadan devam etti.

"Bu güç, sana mirastır. Değerini bil. Fakat kontrol etmeyi beceremezsen ismin yıkım ile anılır."

Yıkım... Bu sözcük yankılandığında önündeki ağaca bir yıldırım düştü. Alev alev yanan ağacı şiddetli yağmur bile söndüremiyordu.

Ruh, Rolmir'in çekicini parmağıyla gösterdi. Ardından mezar taşını... Her iki cisim de parlamaya başladı. Rolmir ne yapması gerektiğini anlamıştı. Mezar taşına yaklaştı. Çekicini eline aldı ve mezar taşına uzattı. Taş, çekici bir mıknatıs gibi çekiyordu. Rolmir çekici elinden kaçırmamak için diğer elini de kullanmak zorunda kaldı. Rolmir'in bu uğraşı sırasında çekiç ile taş arasında bir köprü kurulmuştu. Çekice doğru mavi bir enerji akıyordu. Aradaki enerji aktıkça çekiç daha da parlıyordu. Bu akım bir süre sonra durdu. Çekiç yanıp sönüyordu.

"Onları bulduğunda gerçeği göreceksin. Anlayacaksın ki kader senin elinde... Azeroth'un kaderi. Bundan böyle senin adın Stormholder, genç adam... Atalarının da çağırıldığı gibi."

Bunu dedikten sonra ruh havaya karıştı ve bir ışık topu oldu. Bu ışık topu da çekice dahil oldu.
Ruh, Rolmir'e zihninin içinde seslendi:

"Unutma, soğuk ve sıcak olmazsa fırtına olmaz. Dengeyi içinde bul."

Yeni adıyla Stormholder'ı sırılsıklam eden şiddetli yağmur aniden kesildi. Rolmir çekicine baktı. Gökyüzünde dağılan kara bulutların arasından süzülen ışık çekice yoğunlaşmıştı. Mezar taşının üstündeki rünler çekicin üstündeydi artık. Rünler sürekli olarak parlıyordu. Başını kaldırdı ve ilerledi. Hala yanmakta olan ağacı geçtikten sonra bir tepede olduğunu fark etti. Önünde yeşil bir vadi ve tam ortasında bir göl vardı. Gölün etrafında ise ufak bir köy... Fakat renksiz bir köy. Rolmir, tepeden inip ona hiç de yabancı gelmeyen köye doğru ilerlerken kendi kendine konuşuyordu:

"Pekala Stormholder... Kimi bulacağım şimdi?"
  • 1




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı