İçeriğe git


Resim
- - - - -

Geçmişini Arayan Savaşçı


  • Please log in to reply
Bu konuya 32 yanıt gönderildi

#21 Nem.

Nem.

    Guild Forum Yetkilisi

  • Members
  • 834 İleti
  • LocationÇanakkale

Yazma tarihi: 09 Haziran 2012 - 10:50 ÖÖ

Güzel yazılar yazıyorsun. Düzgün türkçe ve anlaşılır betimlemelerin var. Çok başarılısın bence, tebrik ederim. Bir süredir takip edemiyordum, topluca okudum. Hikayelerin arasındaki bağlantıların çok iyi. Devamını bekliyorum, fırsat buldukça okumaya çalışacam.

Kolay gelsin.
  • 0

#22 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 09 Haziran 2012 - 02:30 ÖS

Bu tür yorumlar geldikçe yazma isteğim artıyor, teşekkür ederim. Ancak şu sıralar pek vaktim olmuyor. Kısa bir ara vereceğim. Bugün, son RPlere bir türlü katılamadığım Luthox'un karakter hikayesini yazacağım. İyi okumalar :)

LUTHOX


Karanlık bulutların gökyüzünü kapladığı bir sonbahar gecesi sabaha karşı... Yağmur hafiften yeryüzüne damlıyordu. Yılın her anı yemyeşil olan bu köy daha önce hiç olmadığı kadar kasvetliydi. Esen soğuk rüzgarlar sokaktaki tabelaları adeta dövüyordu. Gecenin karanlığını, bir evin penceresinde aniden yanmaya başlayan mum ışığı deldi. Pencerenin ardında bir kadın yatağında acıyla kıvranıyordu. Yanında bir adam ve yaşlıca bir kadın daha vardı. Bir süre sonra yataktaki kadın sakinleşti ve gevşedi. Yaşlı kadın elindeki bebeği, yüzünü temizledikten sonra annesinin kucağına götürdü. Adam, karısını alnından öpüp bebeklerine mutlulukla baktı. Bu mutlu aile tablosu renklendiriyordu o kasvetli geceyi. Luthor Onyx'in doğduğu geceyi...

Aradan dört yıl geçti. Yeni bir gün doğmuş gökyüzünde. Güneş yukarıda, tam tepede sıcak bir gülümseme ile aydınlatıyordu etrafı. Bütün gece yağmış olan yağmurun toprakta bıraktığı kokuyu içine çekti ufak bir çocuk. Gümüş rengi gözleriyle yerde sürünmekte olan bir tırtılı merakla izliyordu. Birden tırtılın bulunduğu yer karardı. Bir çift ayak durdu önünde çocuğun. Aynı meraklı gözlerle başını kaldırdı ve önünde duran adamın yüzüne baktı.

"Araştırmaya devam et ufaklık. Gözlem, bilgiye ulaşmandaki en önemli aracın."

Uzun boylu adam bunu dedikten sonra zoraki bir gülümseme ile çocuğun başını okşayıp oradan uzaklaştı. Adam, uzaklaşırken arkasına dönüp yerde oturan çocuğa ve arkasındaki eve baktı. Gözlerinden süzülen birer damla yaş, yerdeki kırmızı bir çiçeğin üstüne düştü. Kıpkırmızı olan çiçek birden kapkara oldu. Adam uzaklaştıktan sonra çocuk, çiçeğin yanına gitti ve onu kopardı. Araştırmacı gözlerle çiçeği süzerken evine doğru yol aldı. Çocuk evine girdi ve kendisi gibi gözleri gümüş renginde olan kadına sordu:

"Anne, babam neden ağlıyor?"

Kadın şaşkınlıkla gülümsedi:

"Bunu da nereden çıkardın, Luthor? Baban her zamanki gibi çalışmaya gidiyor."

Ufak çocuk elindeki çiçeği göstererek:

"Babam çiçeğe ağladı ve kırmızı çiçek karardı." dedi.

Kadın hazırlamakta olduğu yemeği bıraktı ve hızla kapıya koştu. Kapıdan dışarı baktığında bahçe çitlerinin ötesinde kocasını gördü. Adam bir atın üstüne, siyah şapkasıyla yaşaran gözlerini saklayarak kadına el sallıyordu.

"Anne, babam nereye gidiyor?"

Kadının gözlerinden yaşlar boşalmaya başladı.

"Uzaklara, çocuğum. Çok uzaklara..."

- - - - -

Altı yıl geçmişti aradan. Dördüncü yaş gününden, babasınının gittiği günden, beri çevresini gözlemliyordu. Çeşitli deneylerle, daha önceden bilgeler tarafından kanıtlanmış, bilimsel teoremler ortaya koymuştu. Küçük yaşına göre oldukça önemli işlerdi bunlar ama bu zamanda bu kadarı yeterli değildi. Eskimiş bilgilerdi bunlar. Yenilerini bulmak için daha çok çalışıyordu. Tıpkı babası gibi, bilgiye hükmetmek istiyordu.

Bir gün, gerçekten büyük bir buluş yaptığına inanmıştı. Koşarak annesinin çalıştığı tavernaya gitti. Elindeki düzeneği heyecanla ve gururla annesine uzattı. Annesi çocuğun başını okşayıp:

"Aferin Luthor. Gün geçtikçe daha çok şey başarıyorsun."

Tavernanın kapısı sert bir şekilde sonunda kadar açıldı.

"ORKLAR! SALDIRIYORLAR! HEMEN KAÇI-"

Adamın kafasına inen bir baltayla taverna karıştı. Tavernadakiler silahlarını çekip içeri akın eden orklarla savaştılar. Luthor ve annesi üst kata kaçtılar. Bir köşede oturup çaresizce yardım gelmesini beklediler. Alt kattan gelen bağırışmalar, her seferinde korkutuyordu küçük Luthor'u. Korkusundan annesine bir şey soramıyordu bile. Kadın çocuğu bağrına bastı:

"Korkma her şey geçecek."

Yarım saat geçmişti aradan. Alt kattan gelen boğuşma sesleri dinmişti. Kadın ayağa kalkıp merdivenlerin önüne gitti. Aşağı doğru bakacakken iri bir kol kadını tutup çocuğun yanına fırlattı. Orkun kana bulanmış yüzü, Luthor'u öyle korkutmuştu ki çocuk nefes bile alamıyordu. Bu korkunç yaratık, arkadan gelen iki tane daha orkla birlikte yerde yatan kadına yaklaştı. Boynundan tuttu ve kanlı baltasını kaldırdı. Tam o anda merdivenlerden gelen bir haykırışla bir adam fırladı odaya. Luthor'un içinde büyük bir umut güneşi doğdu. Bu adam annesini kurtaracaktı. Ancak adamın odaya girmesiyle, odanın diğer köşesine uçması bir oldu. İçindeki umut güneşi söndü. Adam ayağa kalkarken bile içinde bir hareketlilik olmamıştı. Adam elindeki çekiçten çıkardığı yıldırımla üç orku da öldürünce içindeki güneş öncekinden daha da parlaktı. Kolunda bir acı hissetti. Koluna baktı ve yanık izi oluştuğunu gördü. Bunu umursamadan annesine sarılmak için arkasını döndü. O anda içindeki güneş parçalara ayrıldı. İçini alevler kapladı. İntikam alevleri... Annesinin cansız vücüdunu gördü. Başta kahramanı sandığı adama öfkeyle bağırdı:

"Katil! Korkunç orklardan farkın yok! Annemi öldürdün!"

Daha sonra adam bayıldı ve askerler içeri girdi. Çocuğu alıp dışarı çıkarmak istediler. Çocuğun içindeki öfke dışarı taşıyordu.

"Bırakın beni, öldürücem onu!"

Boyuna göre büyük laflar sarfeden çocuğu yaka paça dışarı çıkarttılar. Daha sonra yanlarına uzun saçlı bir adam geldi. Askerler selam durdu. Binbaşı diyorlardı bu adama.

"Rolmir nerede?"

Askerler tavernayı gösterdiler. Adam içeri gitti. Bayılan adamı sırtında taşıyarak çıktı ve bir atın sırtına bıraktı.

"İçerde neler olduğunu anlatın bana!" ses tonu oldukça sinirliydi.

Detayları öğrendikten sonra, binbaşı çocuğun yanına gitti ve eğildi.

"Çok üzgünüm ufaklık. Annenin ölmüş olması Rolmir'in suçu değil, olamaz. Hiç bir şey anneni geri getiremez ama neye ihtiyacın olursa bana söyle. İstediğin her şeyi ne zaman olursa olsun yerine getiririm."

Çocuk cevap vermedi. Her ne kadar kendini tutmaya çalışsa da göz yaşlarına hakim olamıyordu.

Uzaktan bir kadın yaklaştı:

"Luthor! Neler oldu burada? Annen nerede?"

Bu soru, Luthor'un direncini kırmıştı. Çocuk hüngür hüngür ağlamaya başladı. Kadın neler olduğunu duyunca çocuğun bakımını üstlendi. Artık annesinin arkadaşı olan bu kadın, ona bakacaktı.

- - - - -

Artık yetim ve öksüz olan bu çocuk hayata zor tutunuyordu. Haftalarca yatağından çıkamadı. Hastalıklarla boğuşuyordu. Luthor'dan umut kesilmişti derken bir gün köye simsiyah giyinimli ve şapkalı bir adam geldi. Tavernada, kadınların konuşmalarına kulak misafiri oldu. Haftalardır hasta yatağından çıkamayan on yaşında bir çocuktan bahsediyorlardı. Bu olay ilgisini çekmişti gizemli adamın. Kadınların yanına gitti ve konuştu.

"Çocuğu iyileştiririm ama benimle gelecek." dedi gayet kesin bir ses tonuyla.

Başta pek sıcak bakmadılar bu öneriye. Simsiyah giysiler giyen gizemli bir adama Luthor gibi bir çocuğu vermek ne kadar doğru olabilirdi? Ancak bu konuda ne kadar çaresiz olduklarını fark ettiler. Mecburen bu öneriyi kabul ettiler.

"Beni çocuğa götürün."

Siyah giysili adamı çocuğun yanına götürdüler. Kısa ve öz konuşan adam çocuğu görünce şaşırmıştı. Siyah şapkasının altından çocuğu baştan aşağı süzdü.

"Yaşamak için hiç bir sebebin yokmuş gibi. Peki neden nefes alıyorsun? Haftalardır gösterdiğin bu direnç niye? Evet. Görüyorum. İntikam. İntikam için yaşıyorsun. O halde istediğini alacaksın."

Kadınların şaşkın bakışları altında büyülü bir şeyler fısıldadıktan sonra:

"Yarın çocuğu almaya geleceğim. Eşyalarını hazırlamanıza gerek yok. Ben ona gereken her şeyi alacağım." dedi ve gitti.

Şaşırtıcı bir biçimde Luthor bir gecede iyileşmişti. Lakin ruh hali çok kötüydü. Aldığı her nefes nefret ile ısınıyordu. Yıllardır vazgeçemediği araştırmacı kişiliğini terk etmişti. Artık tek amacı intikamdı. Bir anda kapı açıldı. İçeriye, ona bakan Gelwyn teyzesi girmişti. Kapının ağzında duran adamı göstererek:

"Artık bu amca ile yaşayacaksın Luthor. Sana çok iyi bakacak. Zaten seni de o iyileştirdi."

Çocuğun hiç umrunda değildi bu. Fakat çocuğun bu tutumu siyah şapkalı adamın hoşuna gitmişti. Luthor'un öfkesini ve içinde gizli olan büyü gücünü hisseden adam, bu çocuğa rastladığı için çok mutluydu.

"Tam bir kara cübbeli ruhu..."
  • 2

#23 SoulSlay

SoulSlay

    Scout

  • Members
  • 246 İleti

Yazma tarihi: 11 Haziran 2012 - 02:39 ÖS

Vayy süper bu. Çok güzel bir hikaye.
Bu arada nedendir bilmiyorum ama kara cübbelileri tutuyorum.:)
  • 0
Darth Kanwulf
Odium
Trayus Academy

Hepsi yaralar, sonuncusu öldürür..

#24 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 18 Temmuz 2012 - 05:55 ÖS

Tatilde kısa bir bölüm yazdım. İnternete erişimim çok nadir. Bu sıcakta bu kadar oluyor:

ANILAR


Havada tek bir bulut bile kalmamıştı. Güneşin sıcaklığı içini ısıtıyordu ışığı yolunu aydınlatıyordu. Köye doğru ilk adımlarını attığında, tıpkı önceki görüdeki gibi, ilerlemediğini farketti. Gözlerini kapadı ve düşüncelerini yoğunlaştırdı. Nereye gittiğini anlamaya çalıştı. Neden tanıdık geliyordu bu köy?

"Abi?"

Bu sözcük yankılandı zihninde. Heyecanla karışık bir ürperme ile gözlerini açtı aniden. Köyün ortasındaki göle baktı. Bir şeyleri hatırlar gibi oldu ve göl mavi rengini almaya başladı. Yüzünde oluşan huzurlu bir ifadeyle mırıldandı.

"Evim..."

Bunun üzerine önünde taştan bir patika belirdi köye doğru. Artık attığı adımlar onu ilerletiyordu. Binbir türlü düşüncelerle ilerlerken yol kenarlarında kısa görüler oluştuğunu fark etti. İlkinde yalnız bir çocuk ufuktaki dağlara gözleri yaşlı bir şekilde bakıyordu. Bu görü kayboldu ve biraz ilerledikten sonra yenisi belirdi. Üzerine zırh kuşanmış bir genç ve az önceki çocuk birbirlerine sarılmış vedalaşıyorlardı. Köye yaklaştıkça görüdeki kişilerin gençleştiğini fark etti. Biraz ileride yolun diğer tarafında bir taş vardı. Daha önce konuştuğu hayaletin yanındaki taş ile aynıydı. Hatta arkasındaki ağaç bile aynı. Arkasına baktığında tepedeki ağaç yerinde yoktu. Taşın üstündeki yazılar yıllara karşı koyamamıştı ama bir simge vardı taşın ortasında. İnsan yapımına benzemeyen bir mükemmellikle ışıldıyordu. Çekicini eline aldı ve üstündeki simgenin taşın üstündekiyle aynı olduğunu gördü. Çekicini indirdiğinde bir görü oluştu. Taşın önünde çicekler duruyordu. Daha önce gördüğü iki çocuk güzelce giydirilmişti. Ancak yüzlerindeki hüzün Rolmir'i etkilemişti. Köye çok yaklaşmıştı. Bir sonraki görüde, başlarda oluşan görüdeki gencin kuşandığı zırhı taşıyordu üstünde. İki çocuğa el sallıyordu uzaktan. Rolmir biraz daha ilerledi. Artık gelmişti. Köyün önünde durdu. Gülme sesleriyle birlikte koşan iki çocuğa baktı. İlk defa yüzlerinde mutluluk vardı. Görüler bitti ve köyün yıkılmış olduğunu gördü. Harabelerin arasında ilerliyordu. Hava, zamandan bağımsız olarak aniden kararmıştı. Yanmakta olan kuru tahta çatırtıları duyuluyordu. Duvarları yıkık ve içindeki her şeyin devrildiği bir evden geliyordu bu ses. Evden geriye tek kalan ama evin içini görmesini engelleyen duvarın yanına geldi. Bir tek şömine sapasağlamdı ve kullanılmaktaydı. Peki kim yakmıştı bunu? Odanın diğer tarafına baktı.

"Yine karşılaştık ha!"
  • 0

#25 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 28 Temmuz 2012 - 04:46 ÖS

İletiyi editlemeyi bulamadım önceki iletideki bir hatayı düzelteyim:

Çekicini indirdiğinde bir görü oluştu. Taşın önünde çicekler duruyordu. Daha önce gördüğü iki çocuk güzelce giydirilmişti. Ancak yüzlerindeki hüzün Rolmir'i etkilemişti. Köye çok yaklaşmıştı. Bir sonraki görüde, orta yaşlı bir adam, başlarda oluşan görüdeki gencin kuşandığı zırhı taşıyordu üstünde. İki çocuğa el sallıyordu uzaktan.


Ve son bölümün devamı:

Geçmişin izleri hala zihnimde
Lakin yıkılmış anılar.
Gün ışığına çıkarıyorum zamanla
Ellerimle kazarak geçmişin harabelerini.


Yüksek bir sandalyede oturan cücenin üzerinde bol bir cübbe vardı. Cübbenin göğüs kısmında bir figür vardı ama karanlıktan ayırt edilemiyordu. Oturduğu sandalye boyunu aştığından ayakları serbest bir şekilde sallanıyordu. Elindeki uzunca pipodan bir nefes çekti ve dumanını üfledi. Sıradan görünen pipo dumanı aniden bir "mini-hortum" a dönüştü ve bir müddet sonra kayboldu. Rolmir'in şaşırmamış olmasına az da olsa bozulmuş göründü yaşlı cüce...

"Bazı şeylerin farkında görünüyorsun genç."

"Tüccar cüce şimdi de büyücü mü oldu?" söylendi Rolmir.

"Daha neler görceksin ufaklık!" ardından bir kahkaha patlattı daha önce Booty Bay'de karşılaştığı cüce.

"Bu olanlar benim zihnimde gerçekleşiyor, bunun farkındayım. Fakat senin burada ne işin var?"

"Fazla vaktimiz yok Stormholder. Açıklanacak çok şey var. Zamanla öğreneceksin. Daha önce adımı sormuştun. Ben Glornil. Yoldaşlıkta beni Thunderwalker diye çağırırlar."

"Peki, kısa yoldan açıkla o halde. Kimi bulmam gerekiyor?"

Cüce, Rolmir'e baktı ve başını yavaşça yukarı aşağı salladı.

"Onunla konuştun demek... Batıya, Sonsuz Yıldız Işığı Diyarına, Kalimdor'a gitmelisin, Stormholder. Gerçekleri ancak bu yolculukta göreceksin."

Çekicin üzerindeki rünleri işaret etti.

"Bu senin kimliğin Stormholder. Yolculuğunda işine yarayacak. Görüşmek üzere..."

Cüce sandalyeden indi. Bir kaç adım attıktan sonra önünde bir şimşek çaktı. Rolmir yoğun ışıktan dolayı yüzünü geriye çevirmişti. Tekrar önüne baktığında cüce kaybolmuştu.
Rolmir'in yüzünden sıkıntısı belli oluyordu. Hayatı aniden bir bilmeceye dönmüştü. Cüce ortadan kaybolduktan sonra omzunu silkmekle yetindi. Diğer kıtaya nasıl gideceğini bile bilmiyordu. Görüden uyanmaya çalıştı. Beceremedi. Dışarı çıkıp köyün ortasına doğru yürüdü. Yıkılmış köyün kasveti, ortasındaki göle çökmüştü. Soğuk bir rüzgar yüzüne vurdu Rolmir'in. Göle yaklaştı ve kendi yansımasını gördü. Ne yapması gerektiğini düşünmekten ziyade köye gelirken gördüğü çocukların kim olduğunu merak ediyordu. Göldeki yansımasında, gözlerine yoğunlaştı. Parıldayan mavi gözlerine baktı ve aklında fikirler oluşmaya başladı. Tam o anda yansıması titreşti ve yerin sallandığını hissetti. Ardından çatlayan toprak kırılıp karanlığa dökülmeye başladı. Rolmir kaçmaya çalıştı fakat o da karanlığa düştü.
  • 0

#26 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 05 Ekim 2012 - 10:25 ÖS

Yaz bitti ama unuttunuz mu burayı ? devamı gelsin diyenler ? ^_^
  • 0

#27 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 21 Ekim 2012 - 10:54 ÖS

biraz zoraki, biraz gevşek yazılmış bölüm. ben de beğenmedim ama geçiş için gerekliydi. ayrıca hiç motive etmiyorsunuz arkadaşlar <_<

BİR GECE


Sanki okyanusun ortasında boğulmak üzereyken suyun yüzeyine çıkmış gibiydi. Oksijen açlığını o denli kuvvetli gidermişti ki yan odadaki Aelanor korkmuş ve Rolmir'in yanına gelmişti. Nerede olduğunu düşünmeden gözleri ilk olarak çekicini aradı. Başucunda durduğunu görünce rahatladı. Aelanor'un bakışları tavernada neler olduğunu sorgular gibiydi. Rolmir derin bir nefes aldı. Yatağından kalktı ve iyice gerindi. Evin salonuna doğru, Aelanor'un önünden geçerken "Gelirsen anlatacağım." dedi. Vakit hayli geç olmuştu. Hava kararmıştı ve dolunay en tepede aydınlatıyordu etrafı. Tıpkı görüdeki gibi, şöminenin önüne oturdular. Rolmir olanları anlatırken de şömine dikkatini çekti ve bir an duraksadı. Başını sallayıp kendine geldi ve olayları detaylarıyla aktardı. Aelanor, duydukları karşısında adeta "dumur" oldu.

"Sen... şimdi... çekiçten çıkardığın yıldırımla, üç tane orku tek hamlede kızarttığını mı söylüyorsun?"

"E-evet. Ben de şaşırmamış değilim. Bu çekiçte bir şeyler var ama tam anlayamadım. Bir de görüler tabii..."

"Görüler ha?"

"Evet ben Stormholdermışım. Ruh öyle dedi bana."

"Senin biraz daha uyuman lazım." dedi Aelanor gözlerini kısarak.

Rolmir de başına gelenlere şüpheyle bakıyordu. Bundan dolayı bu konuda diretmedi. Bir süre sustu. En sonunda sıkıntılı bir ses ile sordu:

"Çocuk ne durumda?"

"Gelwyn diye bir kadın bakımını üstlendi fakat çocuk çok hasta."

Öfkeyle elini masaya vurdu. Morali bozulan Rolmir sinirden titremeye başlamıştı. Aelanor ise onu rahatlatmaya çalışıyordu:

"Kendine bu kadar yüklenme. Yarın ben gitmeden çocuğu görürüz."

"Sen gitmeden mi? Nereye ?!"

"Theramore adasına gidiyorum. Bir kaç aylığına..." Bunu duyduktan sonra Rolmir, öfkesini unutmuş gibiydi.

"Kalimdor'a yani!" Gözleri faltaşı gibi açılmıştı, Stormholder'ın.

"Niye bu kadar şaşırdın ki?" Aelanor, Rolmir'in bu heyecanına bozulmuştu.

"Kalimdor'a hep gitmek istemişimdir... Gelmemin bir sakıncası yoktur umarım?"

Aelanor dik dik baktı. Rolmir'in ise yüzünde yapmacık bir gülümseme vardı. Kısa süren bakışmanın ardından Aelanor'un yüzünde de bir gülümseme belirdi.

"Buna pişman olacağım ama hadi bakalım. Yarın erken kalk."

Rolmir, binbaşıyı ikna edebildiği için, okulda yüksek not almış bir çocuk gibi gururlandı. Birden şapşal göründüğünün farkına vardı ve yüzündeki aptal gülümsemeyi silip, kendi kendine konuştu:

"N'oluyor ya. Kendine gel Stormholder..."
  • 0

#28 dogabeey

dogabeey

    Moderatör

  • Moderators
  • 299 İleti

Yazma tarihi: 23 Ekim 2012 - 05:17 ÖS

Kalemine sağlık. Uzun zaman sonra tekrar hikayenin devam ettiğini görmek beni mutlu etti. Devamını bekliyoruz. Forumun pasifliğinin giderilmesi açısından böyle hikayelere daha çook ihtiyaç var çünkü :)
  • 0

Dark Lion Onslaught.


#29 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 23 Ekim 2012 - 05:35 ÖS

Takip edenin olması da beni mutlu etti, teşekkürler Doğa :) Forumun bir kısmı bence buraya hiç uğramıyor bile. Forumla birlikte Role-Play bölümünün de canlanması lazım :unsure:
  • 0

#30 karakagan

karakagan

    Corporal

  • Members
  • 28 İleti

Yazma tarihi: 25 Ekim 2012 - 09:51 ÖS

oldukça güzel, ellerinize sağlık...
  • 0

#31 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 02 Kasım 2012 - 11:21 ÖS

LİMANDA

Şafak henüz sökmemişti gecenin karanlığını. Aelanor, Rolmir'in odasına daldı.
"Hadi ba-" Rolmir'i önünde hazır bir halde görünce oldukça şaşırdı.
"Hadi bakalım." Rolmir, sözünü tamamladı binbaşının.

---

Evden dışarı çıktılar. Aelanor; cebinden çıkardığı, yıllara karşı koyamayarak kararmış gümüş kaplama anahtarı, eskimiş tahta kapının kilidine soktu ve iki tur çevirdi. Daha sonra anahtarı çantasına koydu. Rolmir'in gözü ise şehrin karanlık boş sokaklarındaydı. Sokağı zar zor aydınlatan iki tane kandilin arasında duruyordu. Başına gelenleri ve bunların onu nereye götüreceğini düşünüyordu:
"Kalimdor'da beni ilgilendiren ne olabilir? Acaba çocukluğum orada mı geçti? Yoksa bunların hepsi birer aldatmaca mı? Yoo, hayır. Kim, neden bu kadar uğraşsın ki ben-"
"Evi kilitledim. Ah burayı özleyeceğim! Hadi gidiyoruz." diyerek böldü Rolmir'in düşüncelerini, Aelanor.

---

Yürüyerek limana geldiler. Güneş kendini henüz göstermemiş olsa da hava aydınlanmaya başlamıştı. Gökyüzündeki bulutlar da yavaştan dağılıyordu. Martılar ise mesaiye başlamış görünüyordu. Dev gemilerin arasında süzülüp denizdeki balıkları yokluyordu aç karınlarıyla. Denizciler çoktan gelmiş, askerler gemilere eşya yüklüyordu. Bu sırada askerlerden bir tanesi Aelanor'u görünce elindeki yükü yere bıraktı ve koşarak yanına geldi ve selam durdu.

"Günaydın, binbaşım!" askerin sesi o kadar yüksek gelmişti ki uykulu olan Rolmir gözlerini sonuna kadar açıp aniden doğruldu.

"Günaydın, asker!" Aelanor'un cevabı da bir o kadar yüksekti.

"Siz askerler hep bağırır mısınız böyle..." diye söyleniyordu Rolmir sessizce. Aelanor ise bunu duymuş olmalı ki karşısında ki askere Rolmir'i işaret ederek:

"Şu genci bi' ayıltın da kendine gelsin." dedi babacan bir gülümsemeyle.

"Emredersiniz, binbaşım!" dedi asker ve Rolmir'e gelmesi için işaret etti.

Rolmir biraz ilerledikten sonra diğer askerlerin yanına geldi. Takip etmekte olduğu asker, eline bir kağıt aldı ve üst üste duran paketleri işaret etti:

"Bu üç tanesi senin. Ağır olabilir, tek tek taşı. Şurdaki gemiye götüreceksin." diyerek limandaki bir gemiyi gösterdi.

Uyku sersemi olan Rolmir ise dikkatini vermediğinden hangi gemiye gitmesi gerektiğini anlamamıştı. Yerde duran paketlerden ikisini üst üste koyup kucakladı. Limanda demirlemiş olan gemilere doğru ilerledi. Elinde paketlerle birlikte durdu ve iki yanında duran gemilere baktı.

"Hangisiydi ya? Hah, şuydu galiba." dedi ve üstünde "Kuzey Rüzgarı" yazan gemiye adımını attı. Tam bu sırada bir ses geldi arkasından:

"Kıçının donmasını istemiyorsan o gemiye binmemelisin!"


Okuyucuya soru: Okunmasi kolay olsun diye kisa kisa mi yazayim boyle yoksa uzun bolumler mi daha iyi? :unsure:
  • 0

#32 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 23 Ocak 2013 - 10:38 ÖS

MASUM RUHLAR

Birden irkilerek sesin geldiği yöne döndü. Fakat orada kimse yoktu. Kucağında taşıdığı paketlerin ardından geliyordu ses:

"Aşağı baksana be adam!" cücenin sesinde bir nebze de olsa kızgınlık vardı.

Paketleri yana doğru çekince önünde Glornil'i gördü. Cücenin üstünde beyaz bir gömlek ve bacaklarına kadar uzanan lacivert bir ceket vardı.

"Önce tüccar, sonra büyücü... Şimdi de kaptan mı oldun?" yüzünde "yuh" der gibi bir ifade oluştu Rolmir'in.

"Kafan çalışıyormuş senin ha! Evet, Stormwanderer'ın kaptanıyım ben." gururlu bir gülümsemeyle kafasındaki çapa desenli şapkayı düzelterek tamamladı sözlerini.

Storm... sürekli bu ismin karşısına çıkması tesadüf olamazdı. Daha önce gezdiği yerlerde de buna dair şeyler görmüştü. Hatta kendi lakabı bile buydu. Acaba farkında olmadan gizli bir örgüte mi katılmıştı?

"Olabilir." diye fısıldadı.

"Ha?" dedi Glornil, cüceliğine yakışır bir kabalıkla.

"Hımh... Önemli değil." diyerek yüzünü yana doğru çevirince az önce binmek üzere olduğu geminin demir alıp uzaklaştığını gördü.

"Şu gemi... nereye gidiyor?" diye sordu Rolmir.

"Uzaklara, çok uzaklara... Kuzey'e... Northrend'e." ağlamaklı bir kadın sesi yankılandı Rolmir'in kulaklarında.

"Ha, o gemi mi? Northrend'e gidiyor. Asker, erzak falan taşıyor." diye cevapladı Glornil. Az önce verilen cevabı duymamış gibiydi.

Rolmir cüceyi dinlememişti bile. O anda, o kadın sesinin nereden geldiğini anlamaya çalışıyordu. Gökyüzüne baktı. Gayet normal, açık bir hava vardı. Arkasına döndüğünde bembeyaz bir elbisenin içinde bir kadının durduğunu fark etti. Dikkatlice kadını süzdü. Bir yerden çıkaracaktı fakat... Göz göze geldiler. Kadının gümüş renkli gözleri, Rolmir'i beyninden vurulmuşa döndürdü. Aniden telaşa kapılıp elindeki paketleri yere düşürdü.

"Sen yaşıyor musun?" sesi titriyordu.

Bu sırada Glornil, ufukta kaybolan gemiye bakmaktaydı. Sorunun kendisine sorulduğunu sanmıştı:

"Ne saçmalıyorsun? Burdayım işte." arkasına döndüğünde, elindekileri düşürmüş bir halde tir tir
titreyen Rolmir'i görünce şaşırdı. Üstelik Rolmir'in baktığı ve konuştuğu yerde kimsenin olmaması, onu daha da şaşırtmıştı. Gözlerini kısıp fısıldadı:

"Kiminle konuşuyor bu? " gözleri birden Rolmir'in belindeki çekicine yoğunlaştı.

"Bu da ne!" boğuk bir parlama vardı çekicin üzerinde.

Bu sırada kadın, Rolmir'in sorusuna cevap vermeden öylece duruyordu. Bakışlarıyla genç adamın kalbinde delikler açıyordu sanki. Rolmir cesaretini toplayıp bir daha ağzını açtı:

"Kimsin sen?!" korktuğunu belli etmemek için sert bir şekilde sordu. Fakat her halinden belliydi telaşı.

Kadının başını eğmesiyle soğuk bir rüzgar esti. Öyle bir rüzgar ki içinde hem öfke hem de çaresizlik vardı. Rüzgarın soğukluğu Rolmir'in içini ürperttikten sonra başını kaldırıp genç adamın gözlerine tekrar baktı:

"Kim olduğumu gayet iyi biliyorsun... beni sen öldürdün."

-----------

zaten aktifligimi yitirmistim fakat resmi olarak soylemekte fayda var. hikaye belirsiz bir tarihe askiya alindi. :(

Konu boratay tarafından 23 Ocak 2013 - 10:38 ÖS tarih ve saatinde düzenlenmiştir

  • 0

#33 boratay

boratay

    Advanced Member

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 44 İleti

Yazma tarihi: 20 Mart 2013 - 12:35 ÖÖ

dersler disinda kalan zamanimda elime kagit kalem alip hikaye kurgusu yapiyorum. hatta warcraftin kronolojik zamaniyla ortusturmeye cabaliyorum. hikayenin konusunu genisletme planlarim var. artik daha ozenli bolumler gelecek hazirlikli olun burayi unutmayin B)
  • 0




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı