İçeriğe git


Resim
- - - - -

Galthar Efsaneleri bölüm 4 -Ejderha Naranvel-


  • Please log in to reply
Bu konuya henüz cevap yazılmadı

#1 jujinko

jujinko

    Legionare

  • Members
  • 485 İleti
  • LocationTwisting Nether - EU

Yazma tarihi: 26 Aralık 2012 - 11:43 ÖÖ

4. Bölüm - Beyaz Ejderha Naranvel 'in Yükselişi -

Aween, kalenin salonuna doğru yavaşça yürüyordu. Halkın arasında yemek yeme yarışı ve hırsı şimdiden başlamıştı bile. Terron, Artheen'in zindanlara yollanmasının ardından hangi akla başvurarak böyle bir eğlentiyi düzenlemişti? İnsanlar tepkili ve dağılmaya hazırdılar. Halka açık yemeklere davet edilmedikleri için sofrada nasıl duracaklarını bilemiyorlar; bazıları öncelikle tere yağlı patatesinden bir parça ısırıyor, ardından da liri yağında kavrulmuş enfes kokulu sosislere yumuluyorlardı. Aween, salona girdi ve manzarayı gördü.
Utanıyordu halkının bu hale gelmesinden; ama en çok Terron'dan tiksiniyordu. Çünkü Artheen, her daim halkıyla yemek yerdi. O, iftira ile ayağını kaydırdığı bir kralın ardından ziyafet düzenlemezdi. Artheen gerçek bir kraldı.
Sofralar özenle donatılmıştı. Yemek çeşitleri; rütbelere ve sınıf farkına doğru zenginleşiyordu. Tahta ve kalın masaların üzerinde üzeri şerbet ile süslenmiş nefis mısır taneleri, Wartholdian balı ile çifte kavrulmuş tavuk kanatları, şaraplı etler, cevizli sıcacık ekmekler, en kalite unla yapılmış beyaz kekler...
Aween kendisine ayrılan masaya doğru ilerledikçe, birbirleriyle yemek yeme muhaberesine giren insanlar onu görür görmez reveransını yapıyor ve kenara çekiliyordu. Kral Terron elindeki but parçasını bir elma gibi ısırıyor ve ardından şarabını yudumluyordu. Tuniğinin üzerine bir miktar şarap dökülmüş ve kurumuştu. Usulca yanına oturdu Kokarca Terron'un ve içinde: 'Kral olamayacak kadar nezaketten uzakken, bir de onca vasıfsızlık içerisinde nasıl kendine kral kelimesini yakıştırabiliyorsun? ' diyebildi. Aween'in, yanına geldiğini gören Kral Terron, önce ağzındaki but yağlarını kolunun tersiyle silerek şarabından bir yudum daha aldı ve Aween'i süzdü

'Büyüleyici giyinmişsiniz Leydim. Demek eğlenceye adabte olmaya karar verdiniz'

Aween, zoraki bir gülümsemeyle Terron'a baktı.

'Ağabeyimin yasını tutacak zamanım olacaktır Lordum'

Terron kafasını hafifçe sallayarak 'işte bu çok güzel' dercesine Aween'i onayladı. Şaşkın bir suratla o çirkin ve meymenetsiz suratı gülen bir hal aldı.

' Zamana iyi ayak uyduruyorsunuz Leydim; lakin... Bu ani değişiminiz içime şüphe düşürmedi desem, yalan söylemiş olurum' Terron budundan bir parça daha alarak üzerine şarabını kana kana içti. Kızıl şarabın rengi, sanki ileride Wartholdian'ın özgürlüğü için akıtılacak olan kanları ve canları temsil ediyor gibiydi.
Aween, biraz tereddüt etti ve ince kaşlarından birisi hafifçe havaya kalktı.

' Yanılıyorsunuz Lordum, beyim... Sadakatimiz ve güvenimiz her zaman yanı başınızda olacaktır'

Aween, bir yandan Kokarca Terron'un gümüşten, aslan motifli kadehine kızıl şarabı yeniden dökmesini izliyordu. Büyülenmiş gibi akan kızıl şarabı izledi. Uzun zamandır böylesi olmamıştı. Zaman sanki yavaşça akmaya başlamış ve görüntüler karmaşıklaşmıştı. Sanki, başka bir gözle görüyordu olayları. Şarap aktıkça görüntüler kafasında birleşmeye başladı. Aween, Artheen'i karanlık vadiden geçerken görüyordu. Bineğini sürüyordu ve altında safkan bir Wartholdian atı idi. Orkların homurtusu yayıldı beyninde. Kayaların ardından Artheen'i izleyen kahverebgi gözleri resmen görebiliyordu.
Görüntü yavaşça eski halini almaya başladı. Terron, şarabını doldurmayı bitirdi.

Aween, kolunun gizli cebine sakladığı küçük şişeyi yavaş hareketlerle çıkardı. Kokarca Terron, kıvrak dans figürleri sergileyen büyüleyici dansçıları ve alevle hokkabazlık yapan ikinci sınıf göstericileri izlerken kendinden geçmiş gibiydi. Yamuk burnu kırmızılaşmıştı. Sarhoşluk ve dirençsizlik gözlerinden de rahatça anlaşılabiliyordu. Bu fırsat olabilirdi belki de. Aween'in yapması gereken tek şey, şişeyi açıp Terron'un onu farketmediği bir anda kupasına boşaltmaktı. Buna cesaret etmeliydi, zira başka fırsatı olmayabilirdi...

Naranvel'in Yuvası:

Son beyaz ejderha Naranvel, kanatlarını kapatmış bir vaziyette acıdan inliyordu. Lichlerin kendisine yaptıkları işkence ve zulüm onu fazlasıyla yıpratmıştı. Kendisine doğru gelen şeyi hissediyordu. Hayatında görüp görebileceği en çirkin mahlukat zamanla yarışarak, rüzgarları delip geçerek ona doğru geliyordu. Önceden işittiği sesleri yeniden işitmeye başladı.

' Naranvel... Geliyor, yakında burada olacak'

Naranvel, bembeyaz derisine renk katan zümrüt yeşili gözlerini yumdu. Beyninde dolaşan telepatik sesiyle konuştu.

' Zaman yok, uzaklara kaçacak kudretim yok'

' Yaklaşıyor Naranvel, yaklaşıyor.'

'Saklanamayız, artık... Kaçmak ise çözümümüz; bu zulüm karşısında kifayetsiz...'

' Ölümlü bedenler Naranvel... Ölümlü bedenler ebediyen direnemezler. Zezan'ın şerri büyük; lakin O bile, kendini aktardığın sürece asla bilemez, asla işitemez. Ne zaman ki hesaplaşma günü gelecek, işte o zaman uykumuzdan uyanacağız. Direnmeliyiz. Bu, bizim savaşımız. Sakın unutma.....'

Naranvel, duraksadı

' Ölümlü olmanın bedeli nedir peki Harloth? Koruduğumuz dünyanın bizimle birlikte yitip gittiğini mi görmektir?'

' Korduğumuz dünya, artık bizim de içinde direndiğimiz dünyadır. Karanlık yükseliyor Naranvel, artık o beden senin için tehlike arzediyor. İnadına ve ölümsüzlüğe direnirsen, Zezan'ın canlı hedefi olmaktan öteye gidemeyeceksin'

' Bunca sorumluluğu, bunca gücü kim kaldırabilir peki?'

' Direnmeye en az bizim kadar hevesli insanlar. Belki içi en büyük saflıktan bile daha saf olan bir çocuk, belki de sadakatli bir savaşçı, bir lord... Kim olursa olsun Naranvel, içindeki ses onu bulmanı sağlayacaktır...'

' Peki ya ölümlü naçizane bedenlerimiz de düşerse ne olacak Harloth?'

Sessizlik hakim oldu...

Naranvel, her ne kadar adaptasyonunu bozmamış olsa da, beyninin içinde herhangi bir cevap alamamıştı. Aralarında iletişime geçmek bile acı verebiliyordu demek. Naranvel, hala güçlüydü ve bir ejderha olmasına rağmen 'hala umut var' gibi insan zırvalarına inanabilecek kadar yufka yürekliydi. Son bir kez çaba gösterdi ve kanatlarını açtı. Koşmaya başladı. Tüylü, beyaz ve pullu ayakları müthiş bir uyumda kıvrılıyordu. Kanatlarını hazırladı ve mağaranın sol tarafındaki dev genişlikten kendini dağların ardındaki mağaranın tepesinden aşağıya doğru saldı. Zümrüt yeşili gözleri parlamaya başladı. Olanca gücüyle bağırmaya başladı.

' Son bir Kez Kadim dostları !... Galthar İçin!'

Dev kanatlarını olabildiğince açarak havalandı .Ve, son bir kez Ejderha Çığlığını attı. Dev gırtlağından çıkan olağan dışı sesler, en güzel savaş musikilerinden bile daha şanlı ve tüyleri diken diken eden cinsten idi.
Görkemli beyaz cüssesi havada daha da hızlı süzülmeye başladı. Bu, bir yüzyıldır havada uçan en güzel yaratıktı. Kadim Ejderha Naranvel idi. Kaderi için, o da kanat çırpıyordu artık!!!

Devam Edecek...
  • 1
Arthas: Father..Is it over ? / Father: No son ..Unfortunately the raid resets tomorrow




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı