İçeriğe git


Resim
* * * * * 1 Oy Kullanılmış

Lothar'ın Aslanları - CotL Guild Hikayesi


  • Please log in to reply
Bu konuya 5 yanıt gönderildi

#1 dogabeey

dogabeey

    Moderatör

  • Moderators
  • 299 İleti

Yazma tarihi: 19 Haziran 2013 - 04:16 ÖS

Merhaba arkadaşlar, uzun zamandır yapmak istediğimiz CotL guildinin öyküsüne nihayet başlamış bulunuyoruz. Eski hikayelerin aksine, bu konuda birden fazla hikaye bulunacak ve hikayemiz ilerledikçe bu konu altına eklenecektir. İlk olarak ben başlayacağım, daha sonra Emre, Onur, Özgür arkadaşlarımız devam ettirecek ve böylece zamanla ortaya uzun bir guild hikayesi ortaya çıkacak.

Not 1: Bunun wow story telling yarışmasıyla ilgisi yoktur. O yarışmaya daha sonra -umuyoruzki yakın bir zamanda- katılacağız.

Not 2: Öyükünün zaman çizgisi dağınık olabilir. Doğru bir sırada okumak için bölüm lsitesini kullanın.

Zaman sırasına göre bölümler
1) Askerliğin ilk Günü

2) Kızıl Sakallı Adam

3) Çaylakların Rekabeti

4) Yanan Bozkırlarda Macera

5) Deli Büyücünün Kulesi

6) Bataklığı Aşmak

7) Delilik

8) Alterac'ta Katliam

9) Donmuş Fiyortun Şarkısı

10) Estarriol'un Kıyameti

devam edecek...

dogabeey gururla sunar...



Bir crusade of the lion yapımı...



The Gilneas Sovereignty'nin yapımcılarından...


LOTHAR'IN ASLANLARI





Bölüm 1: Askerliğin İlk Günü

Ölülerin eline düşmüş Hillsbrad yamaçlarının doğusunda ve Wildhammer cücelerinin evi Hinterlands'in güneyinde, bir zamanlar büyük bir krallığın evi olan Arathi tepeleri yer alırdı. Arathi bölgesi, İttifak ve Güruh arasında, son birkaç yıldır iyice kızışan çatışmalardan en çok nasibini alan yerlerden biriydi. Pek çok efsanenin şafağına tanıklık etmiş bu uçsuz bucaksız tepelikler; o buz gibi sabah da yine başka bir efsanenin başlangıcına ev sahipliği yapacaktı.

Bir atın kişneme sesi, hava henüz aydınlanmadan önceki o ürkütücü sessizliği bozdu. Bunun hemen ardından atın sahibinin endişeli "sessiz ol!" uyarısı geldi. Arathi ve Hillsbrad arasındaki o ihtişamlı devasa duvarda, yetişkin bir kodo'nun rahatça geçebileceği kadar geniş bir yarık vardı. Biri şu anda oradan geçmeye çalışıyordu ve bu biri; Aslan'ın Seferi'nin temelini resmi olarak atacak olan kişilerden biriydi: Yüzbaşı Jedrix Redblood.

Jedrix; Tarren Mill köyünden göçen eski bir Lordearon vatandaşıydı. Yıllar önce İttifak ve Güruh arasındaki bitmeyen savaşta yer almak için orduya yazılmış, ancak istediğini bulamamıştı. Hayal kırıklığı içinde ayrılmayı düşünürken, Vastiel ve Estarriol adında yüksek rütbeli iki askerin konuşmalarına kulak misafiri olmasıyla hayatı değişmişti. Onları dinlediği andan itibaren kendi düşünce yapısının ne kadar basit ve akılsızca olduğunu görmüştü. O gece tavernada ilk tanıştıkları zamanı hatırlayıp gülümsedi. Estarriol gayet ciddi bir tavırla krallığın Pandaria politikasını eleştirip bir sürü kişiyi etrafına toplarken, Vastiel sarhoş bir şekilde Pandaren ve Worgen'ların İttifak'a huzursuzluk getirdiğini iddia eden, ırkçı ama bir o kadar da kendinden emin bir konuşma yapıyordu -ki Vastiel son içtiği viskiyi öndeki dekolteli bayana kusana kadar gayet iyi gidiyorlardı-. Jedrix Vastiel'e tavernadaki kargaşadan mümkün olan en az morlukla çıkmasına yardım etti. Karşılığında ise Estarriol ve Vastiel Jedrix'e planlarından bahsettiler:Düzenli ordudan ayrılıp, direk olarak İttifak'tan emir almayan özerk bir askeri lonca... İnançlı, kuvvetli, çalışkan bir elit askeri topluluk... Jedrix anlatılanları iştahla dinlemiş ve Estarriol ile Vastiel'in de Lordearon'lu olduğunu öğrendikten sonra bu lonca fikrinde bir payının olmasından kıvanç duyacağını söylemişti. Böylece Lord Lothar'dan ilham alan Aslan'ın seferi kurulmuştu.

Tabii, sadece "Hadi kuralım!" demekle bir ordu kurulmuyordu. Öncelikle bir finansman gerekiyordu. Ufak satışlardan, sağda solda saklanmış keselerden ve ustaca yapılmış bağış konuşmalarından sonra ellerine geçen bir miktar parayla askeri malzeme, zırh ve kılıç aldılar. Daha sonra Estarriol o çok tehlikeli kuzey sınırlarında gezerek "karargah" olacak bir yer aradı. Dandred's Fold'u bulduğunda neredeyse umutları tükenmek üzereydi. Bu mekan şu anda Forsaken topraklarının içinde olan, Lordamere gölünün doğu kıyılarındaki terk edilmiş bir çiftlik eviydi. Jedrix Dandred's Fold'u kendine mesken tutmuş birkaç serseriyi Estarriol'un bizzat kendisinin hakladığını biliyordu. Sorduğunda onların yasadışı bir kalpazan örgütünden olduğunu söylemiş, daha fazla ayrıntı vermemişti.

Ve işte o puslu sabahta, güneş doğudaki tepelerin ardından doğarken Jedrix Dandred's Fold'a gitmek için Kuzey sınır bölgesinden geçti, Alterac dağının eteklerinden tırmandı ve bitkin bir halde hedefine vardı. Estarriol ve Vastiel Jedrix'i karşılamak için evin önünde bekliyordu. Jedrix eski eve biraz göz gezdirdi. İşçi olduğunu düşündüğü birkaç kişi evin restorasyonuyla ilgileniyordu. Şişman bir işçi evin kırık duvarını tamir ederken, bir diğeri de ahırdaki pislikleri temizliyordu. Jedrix içeriden de çekiç sesleri geldiğini fark etti. Diğerlerinin yanına yaklaşıp atından indi ve dostça bir şekilde diğerlerine sarıldı.
"Fazla bekletmedim umarım?" diye sordu Jedrix.
"Hah.. Hayır tabii ki." dedi Estarriol babacan bir tavırla. "İçeri gel. Sana bir sürprizimiz var."
Jedrix, Vastiel ve Estarriol'la birlikte içeri geçti. Evin durumu pek hoş sayılmazdı ancak Jedrix bundan onlarca kat kötü yerlerde yaşamıştı. İki katlı bir evdeydiler, duvarda pislikten silinme durumuna gelmiş bir iki tablo ve etrafta tamamı hasarlı masa ve sandalyeler vardı. Jedrix'in kilim olduğundan şüphelendiği bir şey kıvrılıp köşeye koyulmuştu, içinden ise ağır bir leş kokusu yükseliyordu.
"Eh." dedi Jedrix. "Evim evim, güzel evim."
Vastiel bir kahkaha attıktan sonra boş şöminenin içinden ağır bir sandık çıkardı. Bu oldukça büyük, tahtadan bir sandıktı ve üzerinde gri arka plana sahip bir İttifak amblemi vardı. Vastiel diğer ikisine sırıtarak büyükçe bir anahtar çıkardı ve sandığın kilidine yerleştirip açtı. Jedrix sandığın içinde ne olduğunu görmek için oraya doğru gitti. Sandığın içinde bir sürü metal ıvır zıvır ve bir sürü kumaş var gibiydi.
"Nedir bütün bunlar?" diye sordu Jedrix.
"Bunlar, sevgili dostum, yeni üniformamız."
Vastiel sandığın içinden gri bir miğfer çıkardı ve Jedrix'e doğru attı. Jedrix miğferi iki eliyle yakalayıp bir göz attı. Onu elinde tutmak bile ona yüzlerce orc ile baş edebilecekmiş hissi veriyordu. Jedrix hiç vakit kaybetmeden miğferi kafasına geçirdi.
"HAHA! İşte bundan bahsediyorum." dedi Jedrix coşkulu bir biçimde. Miğfer kafasına biraz küçük gelmişti ancak Jedrix bunu sorun etmiyordu. Bu sırada Estarriol şöminenin üstünde siyah bir bezle sarılmış ağır ve uzunca bir nesneyi alıp Jedrix'in kucağına yerleştirdi. Jedrix bunun ne olduğunu biliyordu. Hediye paketlerini açan bir çocuk gibi heyecanla sargıyı çözdü ve içindeki iyi işlenmiş keskin ordu kılıcını eline aldı. Isınmak için biraz geriye çekilip kılıcı boşluğa salladı.
"Nasıl buldun?" diye sordu Estarriol.
"İlham verici..."









* * *

Üç arkadaş; zırhlarını kuşandıktan sonra geri kalan zırh dolu sandıkları orada önceden hazırlanmış olan atlara yerleştirdi. Estarriol, altın kesesinden tadilatçılara bir miktar para ödedikten sonra ahırdan kendi atını getirdi. Simsiyah, safkan olduğu belli bir Lordearon atıydı bu. Vastiel pek umursamış görünmüyordu. Atıyla caka satan Estarriol'a omzunu silkti ve evin kenarına bağlanmış - Jedrix'in en fazla tadilatçılardan birine ait olabileceğini düşündüğü- zayıf, kahverengi bir ata bindi. At sanki ilk defa üstüne biri biniyormuşçasına titredi. Vastiel sakince onun ağarmaya başlamış yelesini okşadı.
"Şşş... Sakin ol Prenses Bokluyele!"
Jedrix kaşlarını kaldırıp önce Vastiel'e, sonra Estarriol'a baktı. Estarriol eliyle yüzünü kapamış, başını iki yana sallıyordu.
"Ona cidden bu ismi vereceksin, değil mi?" diye sordu boğuk bir sesle.
Jedrix bir kahkaha patlatarak kendi atına bindi ve iyice yerleştikten sonra bir kez daha etrafına baktı. Üç adet malzeme sandığını ve çeşitli araç gereçleri taşıyan üç yük atı, önünde de sırasıyla Jedrix'in, Vastiel'in ve Estarriol'un atları vardı ve gitmeye hazırdılar. Burası, Dandred's Fold, artık onların arazisiydi. Buradan bir efsane doğacaktı, en azından Jedrix'in hayalinde bu vardı.
"Şimdi nereye gidiyoruz?" diye sordu.
"Thandol Köprüsü. Arathi." diye yanıtladı Estarriol.
"Orada tam olarak ne yapacağız?"
"Orada, Sör Jedrix, Yoldaşlığımızın asker alımını yapacağız."
"Kulağa heyecanlı geliyor, Sör Estarriol."
Birbirlerine bakıp tekrardan bir kahkaha patlattılar. Sonra Estarriol "Deh!" diye bağırarak yavaşça atını sürmeye başladı. Diğerleri de arkasından geldi. Güneşin sisli Lordamere gölünün ardından doğmasıyla birlikte hava iyice aydınlanıyordu ve bu da Hillsbrad'ı daha tehlikeli bir hale getiriyordu. Ancak hiç kimsede en ufak bir korku kırıntısı yoktu, çünkü artık daha büyük bir amaç için hareket ediyorlardı.

Konu dogabeey tarafından 20 Haziran 2013 - 02:09 ÖS tarih ve saatinde düzenlenmiştir

  • 4

Dark Lion Onslaught.


#2 dogabeey

dogabeey

    Moderatör

  • Moderators
  • 299 İleti

Yazma tarihi: 19 Haziran 2013 - 04:18 ÖS

Bölüm 2: Kızıl Sakallı Savaşçı

Konvoy yaklaşık bir saattir hiçbir sorunla karşılaşmadan hareket ediyordu. Ogre'ler ve haydutlarla dolu Alterac dağlarını bile sorunsuzca atlatmışlardı ve şimdi pek de tekin olmayan Arathi duvarını geçmeleri gerekiyordu. Orayı geçtikten sonra yol neredeyse güvenli sayılabilirdi. Ne var ki böyle bir soğuk savaş ortamında "güvenli" diye bir kelime kullanmak bile yanlıştı. Üstelik bir süredir yolculukta olan Jedrix'in savaşmaya pek mecali yoktu. Bineği kendi halinde öndekini takip ederken, o defterini çıkarmış, birkaç satır yazı karalıyordu. Bu karalamalar kafiyeli sözcük öbeklerine, bu sözcük öbekleri de şiir satırlarına dönüşüyordu:

Yürüdük tepelerde, gün doğarken gölün ardından
Geçemezdi hiçbir güç, bizim gücümüzün yanından

Jedrix oldu olası şiir yazmayı sevmişti zaten. Ancak o sırada yorgunluğu yüzünden pek kendini verebildiği söylenemezdi. "Belki de biraz ara vermeliyiz." diye bir öneri ortaya attı en sonunda dayanamayarak.
"Ara mı?" diye sordu Vastiel şaşırarak, "Daha yeni yola çıktık sayılır."
Jedrix hafifçe homurdandı, Prenses Bokluyele de bu öneriye destek vermek istiyormuşçasına rahatsız olmuş bir şekilde kişnedi. Ancak Jedrix bunu, atın çatlamak üzere olduğuna dair bir işaret olduğunu düşünmüştü. Yazdığı şiir satırlarına tekrar baktı, sonra saçma olduğunu düşünüp üstünü karaladı. Sonra biraz daha üsteledi.
"Cidden... Birazdan tehlikeli bir noktadan geçeceğiz. Bir çatışma halinde yorgun olarak düşman karşısına çıkmak istemeyiz."
Vastiel gülerek cevap verdi: "İnan bana, bir forsaken ile karşılaşırsak, orada bir forsaken ordusu vardır. Ne kadar dinç olacağımızın bir ordu karşısın--"
Prenses Bokluyele'nin yalpalamasıyla Vastiel'in sözü yarıda kesildi. At daha sonra acı bir biçimde kişnedi ve aniden durdu. Vastiel'in atı durunca Estarriol da atını dizginledi.
"Neler oluyor sevgili dostum?" diye sordu Vastiel endişeli bir edayla. Jedrix atın halini görebilmek için biraz sağa doğru eğildi. İşte ne olduysa o zaman oldu: Beyaz bir ok, çok hızlı ve ani bir biçimde Jedrix'in sol tarafından geçerek kulağını sıyırdı. Jedrix bir çığlık atmak için ağzını açtı ancak sesi çıkmadı. Estarriol önce Jedrix'e, sonra okun geldiği yöne baktı. Bir forsaken korucusu* elindeki bir yay ve bir oku doğruca Vastiel'e hedef almıştı ve saplamak üzereydi. Vastiel ani bir refleksle atından atladı. Ok Vastiel'in arkasında duran ve henüz şoku atlatamamış Jedrix'in sol omuzluğunun üstüne saplandı. Üçü de hemen atlarından inip kılıçlarını çektiler. Korucu yayını üçüncü kez germişken Estarriol lider bir savaşçıdan beklenecek çeviklikle nara atarak kılıcıyla korucunun üstüne koştu. Üçüncü ok aceleyle atılmış olduğundan Estarriol'u ıskaladı ve Estarriol da bu hatayı affetmedi: Korucunun kellesini gövdesinden ayırdı ancak başkaları da geliyordu. Üç forsaken süvarisi Estarriol'a doğru saldırıya geçmişti. Jedrix koşup engellemek istedi ancak fazla hızlıydılar. O sırada Vastiel öne çıktı ne zamandır tuttuğu Işık güçlerini kullandı. Sağ elini süvarilere doğru açtı ve haykırdı:
"KİRLENMİŞ RUHLARINIZ IŞIĞIN GÜCÜYLE YANSIN!"
Süvarilerden birinin atı aniden durup şahlandı ve sonra sahibiyle birlikte yere yuvarlandı. Jedrix yere düşen adamın peşinden gitti ve o kılıcını çekemeden kendi kılıcını kalbine sapladı. Lanetli yaratık hala hayattaydı ve ağzını açıp kapayıp duruyordu ama yine de bu darbe onun işini yeterli bir süre için bitirirdi. Jedrix daha sonra dikkatini kalan iki süvariye yönlendirdi. İki savaşçı süvari, ikisi de elinde birer kılıçla Estarriol'un üstüne, tozu dumana katarak geliyordu. Her taraf duman olmadan önce Jedrix son olarak Estarriol'un yere doğru kayıp kılıcını yukarıya doğru savurduğunu gördü. Sonra bir süre sessizlik oldu. Jedrix ve Vastiel temkinli bir şekilde oraya doğru yaklaştılar. Duman dağıldığında Jedrix iki süvarinin ve atlarının etrafa -kemikleriyle birlikte- dağılmış olduklarını gördü. Estarriol, kılıcı dimdik havada, yarı baygın şekilde yatıyordu ve Jedrix hayretle onun yanında başka bir insanın olduğunu gördü. Bu kişi, onlarla tıpatıp aynı zırhı ve aynı kılıcı kuşanmıştı, ek olarak sol elinde bir askeri flama vardı ve bu flama zırh sandıklarıyla aynı simgeyi taşıyordu: Gri arka plan üstüne Stormwind Aslanı. Büyük, beyaz bir şapka gözlerini görmelerini engelliyordu, ancak bu adamın asıl ayırt edici özelliği, gırtlağına kadar uzayan gür, kızıl sakalıydı. Estarriol kılıcını indirip yattığı yerde gülmeye başladı. Sonra bu garip yabancının yardımıyla ayağa kalktı.
"Beyler. Sizi Sör Rodreic ile tanıştırayım: Yoldaşlığımızın dördüncü üyesi, loncanın en önemli finansörü ve benim dostum."
Jedrix olanları anlamamış bir şekilde etrafına baktı. Rodreic mi? O da kimdi? Nereden çıkmıştı? Üstelk Vastiel de onu tanıyor gibiydi. Koşarak yanına gitti ve onu sanki bir süredir görmediği bir bar arkadaşı gibi selamladı. Hepsi kılıçlarını kınları geri koydular. Rodreic Vastiel'i selamladıktan sonra Jedrix'e yaklaştı ve tokalaşmak için elini uzattı. "Sör Jedrix, hakkınızda çok şey duydum. Dostlarım senden övgüyle bahsetti." Jedrix de Rodreic hakkında buna benzer şeyler duymuş olmayı dilerdi. Ancak sadece uzatılan eli sıkıp "Çok memnun oldum Sör Rodreic" demekle yetindi. Jedrix ve Rodreic tokalaşmayı bitirdikten sonra garip bir sessizlik oldu. Vastiel öne çıkıp sessizliği bozdu:
"Sör Rodreic bizimle Arathi'deki eski dikilitaşlarda buluşacaktı. Ancak belli ki hasretimize dayanamamış."
Rodreic gülümsedikten sonra cevap verdi:
"Sizin yolunuza doğru gelen bir grup Forsaken maceracı gördüm. Başa çıkacağınızı biliyordum ama emin olmak istedim."
"Evet" dedi Jedrix şakayla karışık böbürlenerek. "Çok ama çok acemilerdi". Daha sonra yandan gırtlaktan gelen kuru bir ses duyuldu. Jedrix'in kalbini parçaladığı Forsaken'den geliyordu bu ses. Rodreic neredeyse acır bir şekilde ona baktı.
"Bence acısına son vermeliyiz."
"Hadi ama..." dedi Estarriol. "Bırak da kıvransın."
Rodreic dinlemedi, kılıcını çıkarıp şöyle bir çevirdikten sonra adamın yanına geldi kılıcı tam kafatasına sapladı. Sonra diğerlerine döndü:
"Onların aksine, biz canavar değiliz, di'mi?"
Estarriol kıvanç duyan bir edayla onayladı. Vastiel ise hala şaşkındı.
"Cidden, Pandaria'dayken sana ne yaptılar böyle?."
DEVAM EDECEK...

Konu dogabeey tarafından 19 Haziran 2013 - 04:39 ÖS tarih ve saatinde düzenlenmiştir

  • 4

Dark Lion Onslaught.


#3 Pechvarry

Pechvarry

    Moderatör

  • Moderators
  • 124 İleti
  • LocationIstanbul

Yazma tarihi: 19 Haziran 2013 - 04:20 ÖS

Bu hikaye Estarriol'un görüş açısından yazılmıştır.

Bölüm 7: Delilik

Kapişonumu kafama geçirdim ve bir adım daha attım , Yağmur yağıyordu ve yeni çelik botlarımız çok geçmeden çamur içinde kalmıştı ama bu dertlermizin en azıydı. Geçitten geçmek için olan sıra yüzlerce metre uzanıyordu , Yanımızda sadece taşıyabilceğimiz kadar erzağımız vardı , atlarımızı kalede bırakmak zorunda kalmıştık ve en kötüsü oldukça açık durumdaydık. Arasından geçtiğimiz küçük tepeler yüzünden düşmana karşı kolay hedef oluyorduk. Bir kaç adım daha attık ve en sonunda bir tepenin başına vardık , buradan her yer gözüküyordu. Karşıma baktım ve işte , Kara Geçit orada duruyordu. Hayatımda gördüğüm hiç bir şeye benzemiyordu , En uzun kuleler kadar uzundu , Yanında iki tane irice heykel duruyordu , Geçitin üzerine iblis motifleri işlenmişti. Şaşkınlık ile bu geçite bir süre bakındıktan sonra başımı sağa çevirdim , Yanımda Vastiel duruyordu. Matarasındaki içkiyi çoktan bitirmiş , içinde birkaç damla daha bulabilmek için tek gözünü kapamış mataranın içinde doğru bakıyor ve onu sallıyordu. Her zaman ki gibi umursamaz tavrını takınıyordu , Kafamı diğer kardeşlerime çevirdiğimde onlarında bunu şaşkınlıkla karşıladığını gördüm. Jedrix deri kaplamalı defterini çıkarmış yanından ayırmadığı kuş tüyü kalemiyle şiirler yazmaya başlamıştı bile , Rodreic ise cesur bir şekilde ileri doğru adımlar atıyordu. Hava kararmaya başladığında geçitin önüne varabildik. Geçitten etrafa yeşil ışıklar saçılıyordu ve havada oldukça iğrenç bir koku vardı. Birkaç adım daha attık ve geçitten geçmemize sadece bir adım kalmıştı. Başımı yeniden sağa çevirdim , Vastiel bana baktı ve gülümseyerek umursamazca geçitten geçti , fazla beklemeden bende onu takip ettim. Oldukça kısa sürdü , Hafif bir gıdıklanma hissi , Acı bir soluk ve diğer tarafa geçmiştik bile. Gözlerimi yeniden zar zor açtım ve ilk gördüğüm şey geçitin iblis orduları tarafından kuşatma altında olduğuydu. En az yüzlerce.. Hayır , Binlerce iblis geçiti kuşatmış ve diğer tarafa geçmeye çalışıyorlardı. İttifak askerleri burayı savunmakta oldukça zorlanıyordu , çok geçmeden karşımızda bir savaş büyücüsü belirdi ve önümüze kaleye ulaşmamız için bir başka geçit açtı , bir geçitten diğerine beklemeden geçtik. Geçit bizi kalenin uzaklarında bir yere götürdü. İblislere bakmaktan etrafa bakmaya zaman bulamadım ama fark ettiğimde hayretlere düştüm. Sanki havada asılı kalmış bir kaya parçasının üzerindeydik , gökyüzü karanlıktı , toprakda açılmış deliklerden alevler fışkırıyor ve dev solucanlar yer altında geziniyordu. Kaleye doğru yol almaya başladık , Diğer ittifak askerlerinden ayrılmış artık sadece kardeşlerim ve ben vardık. Uzun bir yol yürüdükten sonra kalenin kapısına vardık , gardiyanlar sorgulamadan bizi içeri aldılar. Etrafıma baktığımda yıkık , çatısı açık bir yatakhane ve yıkık bir kule vardı. Tek sağlam binalar demirci ocağı , ikinci yatakhane ve taverna idi. Kardeşlerime üzerinde çatısı olan bir yer bulmalarını söyledikten sonra kalenin meydanında kardeşliğimizin bilgilerini yazdırmaya gittim , Görünüşe bakılırsa bu işemlerle bir cüce ilgileniyordu. Hızlıca bilgileri yazdıktan sonra savaş mevzilerimizi söyledi , Bir kaleyi andıran “Stadium” adlı bir yerde mevzi alacağımızı , orayı güruh askerlerinden savunmamız gerektiğini belirtti. Kardeşlerimin çatısı olan bir oda bulmasını umut ederek yatakhaneye yöneldim , bu sırada umutsuz bir şekilde yatakhaneden dışarı çıktılar. Görünüşe bakılırsa geceyi yıkık yatakhanede geçirmemiz gerekicekti , daha kötü ne olabilir diye düşünürken gökyüzünden irice yeşil taşlar yağmaya başladı ve bir tanesi tam meydanda bulunan heykeli devirdi, başımı eğdim ve tavernaya koşmaya başladım , bir yandanda kardeşlerimede koşmaları için bağırıyordum. Taşlar çatıları parçaladı ve her yeri yeşil alevler içinde bıraktı. Tavernadan çıktık ve her şeyin bittiğini umut ederken yıkıntıların arasından taştan iblisler dirilmeye başladı , iblislere çelik işlemiyor , önüne geleni etrafa savuşturuyordu. Askerler birer birer düştü , kılıçlarımızı çekmiş hücum etmek için hazırlandığımız sırada kulelerden birinin içinden dışarı fırlayan birkaç rahip kutsal büyülerle iblisleri küle çevirdiler , kutsal ışığın bu gücü karşısında hayretlere düşmüştüm. Paladin olan bir çok kardeşim olmasına rağmen kutsal ışığın böyle bir silah olarak kullanalıbilceğini hiç düşünememiştim. Yaralılara yardım ettikten sonra kalenin dışında bulunan yıkık bir kuleye yerleştik , burada hiçbir yer güvenli değildi , kalın ve yüksek ve duvarlar bile bizi uykumuzda öldürülmekten koruyamazdı. Dinlendiğimiz sırada sırayla nöbet tuttuk , Burada gece ve gündüzü ayırt etmek mümkün değildi , sadece çok yorulduğumuzda uyuyor , sınırlarımızı zorluyorduk. Ertesi gün herkes dinlendikten sonra yeniden kaleye yöneldik , Kalenin ahırlarından birkaç tane zırhlı at temin ettik ve savaş mevzimize doğru yola çıktık. Yolculuğumuz oldukça sakindi ve sessizdi , Bu kadar ölüm dolu bir yerin hiç bu kadar sessiz olabilceği aklıma gelmezdi. Savaş mevzimize vardığımızda adeta ölüme terk edilmiş bir ordu bizi karşıladı , günlerdir destek beklediklerini söylediler. Zırhları oldukça yıpranmış , silahları parçalanmıştı. Görünüşe bakılırsa tüm iş üstümüze düşücekti. Birkaç gün boyunca güruh öncüleri dışında ufukta hiçbir haraketlilik gözükmemişti ama her birimiz bu sessizliğin fazla uzun sürmeyeceğini biliyorduk. Sonunda beklenen gün geldi , binlerce güruh üyesi ufukta belirdi. Sayımız belki de yüzleri bile geçmiyordu , büyük stratejik avantajlarımız olmasına rağmen bir kuşatmayı birkaç gün bile kaldıramazdık. Kaynaklarımız oldukça azdı ve ana kaleden destek kesilmişti. Herkes ölüme terk edildiğimiz kanısındaydı ama ben henüz umumdu yitirmemiştim , güruh ittifağın destek hattını kesmiş olmalıydı , bundan emindim… Günler geçti ve güruh birlikleri ilerledi , artık kapımıza kadar gelmişlerdi. Neredeyse okçuların menzillerindeydi. O gün saldırıya geçeceklerini anlamıştık. Okçular duvarın gerisinde mevzilerini aldı , en önde ise biz ve diğer ağır zırhlı birlikler bulunuyordu. Kardeşlerime cesaretlerini toplamaları için kısa bir cesaret verici konuşma yaptım , kılıçlarımızı biledik ve kalkanlarımızı ellerimize bağladık. Artık güruh her an saldırıya başlayabilirdi. Bekledik , saatlerce bekledik. Birkaç saat sonra korkunç çığlıklar ve borozan sesleriyle saldırıya başladılar. Okçular orkları ok yağmuruna tuttu , sayılı olan mancınıklarımızdan taşlar ateşlendi ama orklar yılmıyordu , sürü halinde gelmeye devam ediyorlardı ve artık kaleye merdiven dayamaya çalışıyorlardı , onları kızgın yağımız olmadığından taş yağmuruna tutuyor ve merdivenlerini geri itiyorduk ama bu şekilde fazla dayanamazdık. Onlar sürü halinde gelmeye devam ediyordu ve biz gittikçe savaştan dolayı bitkin düşüyorduk. Bu sırada uzaktan güruhun korkunç kuşatma silahlarının gelmekte olduğunu fark ettik , bu silahların kurulup ateşlenmesi bizim için ölüm demekti. Kendim geri çekilip kale komutanına bu durumu bildirmek üzere yola çıktım , Jedrix nereye gittiğimi sorduğunda ise ona ufukta ki kuşatma silahlarını işaret ettim. Kale komutanın yanına yanaştığımda baygın olduğunu fark ettim , gözleri kapalıydı ve bayrak direğine dayanmış uzanıyordu. Daha da yaklaştığımda zırhının arasından kanlar süzüldüğünü fark ettim ve paniğe kapıldım , birisi bize ihanet etmiş olabilirdi. Hemen yanına koştum ve kanayan yere elimi bastırmaya başladım diğer elimle ise onu ayıltmak için suratına birkaç seri tokat attım , gözlerini açıp bana baktığında gözlerindeki ifadeyi tanıdım , bu onun son dakikaları belki de saniyeleriydi. Konuşmak ister gibi ağzını kımıltadıyordu ama onu duyamıyordum , kulağımı ağzına yaklaştırdım ve sonunda ne anlatmaya çalıştığını duyabildim ama bu bana hiç mantıklı gelmemişti. “İçerideler..” ne demek istiyordu? Bunu söyledikten sonra ağzından kan geldi ve gözleri açık bir şekilde nefesi kesildi. Gözlerini kapadım ve ayağa kalktım , hala ne anlatmaya düşündüğünü çalışırken bilincimi kaybettim , bayılmadan önce hatırladığım son şey her tarafı kaplayan bir toz bulutu ve kulaklarımı sağır etmeye yeticek kadar şiddetli bir ses idi. Bilincim yerine geldiğinde ilk gördüğüm şey zaten ölmüş olan komutanın suratının parçalanmış olduğuydu , kafamı diğer tarafa çevirdiğimde ise sadece bir toz bulutu görebiliyordum , hareket etmeye çalıştım ama edemedim , kayalar üstüme yıkılmış olmalıydı. Biraz daha zorladıktan sonra kayaları üstümden devirdim ve kafamı yine toz bulutuna doğru çevirdim , Vastiel’in toz bulutu arasından bana yaklaşmakta olduğunu gördüm. Onun suratında ilk defa bunun gibi bir hüzün ifadesi vardı buda kolaylıkla olayın ciddiyetini anlamama yetiyordu. Ardından Rodreic Jedrix’in koluna girmiş bir şekilde geldi ve Beatrice’de onları takip etti. Yeniden ayağa kalktığımda Vastiel’in koluna girdim ve ona yürümesine yardım ettim. Savaş kaybedilmişti. Orkların yıkıntıları tırmanması an meselesiydi ve bir an önce buradan gitmeliydik. Kapıya yaklaştığımızda Akean’ın Erodion ve Thanaghor’u iki omuzundada taşıdığını fark ettim. Akean Erodion’un kardeşiydi ve onu bir insan olarak adlandırmak zordu. İki metre boyunda adeta bir dev idi ama bir o kadar da aptaldı. Erodion hala baygındı ve ağır yaralanmış olmalıydı. Akean ve Beatrice hariç çaylaklardan hiç birinin geldiğini görmedim , Diğerlerine sorduğumda herkes olayın etkisi altındaydı ve dilleri tutulmuş bir şekilde cevap veremediler. Patlamadan kurtulanların sayısı belkide yüz’ü geçmiyordu. Yıkıntıları terk ettik ve uzaklarda küçük bir tepeye tırmandık. Kendilerine geldiklerinde çaylakların patlama sırasında kalenin dışına düştüklerini gördüklerini söylediler ve hiç birinin kurtulma şansı olmadığını anlattılar. Bunların hiç birine inanmak istemiyordum , doğru olamazdı. Kutsal ışık bizi bu lanetli yerde terk etmiş olmalıydı , ama neden? Biz sadece kutsal ışığa hizmet ettik ama karşılığında? Eğittiğim tüm çaylaklar katledildi. Kadeşliğimiz yok olma tehlikesinde ve geri kalanlar ise ağır yaralı bir şekilde yanımda uzanıyordu. Bu olayların bu şekilde gelişmesinde benimde payım vardı. Tepeye doğru giderken eskiden birilerinin yerleşmiş olduğu artık sadece yıkıntıdan oluşan bir kampta duraksadığımızda bir kitaba rastlamıştım. Kırmızı kaplı , üstünde bulunan arma silinmiş kutsal ışık hakkında öğütler veren bir kitaptı bende ilgimi çektiği için çantama atmıştım. Tepede okumaya başladığımda bu olayların başımıza neden geldiğini anladığımı hissettim. Kutsal ışığa hizmet etmiştik ama bu yeterli değildi. Bu kitapta yazdığına göre “Kutsal ışık tüm olası şeytanlığı yasaklar” , Burada kesinlikle büyücüler ve onların kara büyüye yatkınlığından bahsediliyor olmalıydı. Okumaya devam ettim ve bir çok söz ilgimi çekti , bu sözleri felsefemiz olarak edinmeliydik ama kardeşlerimin bunu hazır olduğundan emin değildim. “Kutsal ışığın tarafında olmayan düşmanınızdır”… Günler geçti , yaralarımız iyileşti , ana kaleye döndük aramızda kardeşliğin yaralarını sarmak için Azeroth’a geri dönme kararı aldık , bende bu sırada aramızda ki büyücüden nasıl kurtulucağımız hakkında planlar yaptım , kardeşlerim kesinlikle bana karşı çıkardı ama onlarda bu gerçekleri bilebilselerdi bana katılacaklarından emindim. Belki Beatrice şu anda kara büyü etkisi altında değildi ama buna yatkınlığı vardı ve eminim ki bir gün gelecekte kara büyülerde onu ele geçirecekti ve kardeşliğimiz o gün büyük hasar alıcaktı bu yüzden onun işini şimdi bitirmeliydim. Planlarım vardı , kardeşlerime onun içinde ki kötülüğü kanıtlayabilmemi sağlıycak planlar. Bu yüzden kalede bulunan bir simyagerden ilk iş birkaç gümüşe bir iksir aldım ve çantamın en dibine bu iksiri yerleştirdim. Kaleden birkaç gün sonra ayrılacaktık ve yeniden evimize dönmek üzere yola çıkıcaktık. Bu sırada devriyeye çıkmamız üzere emir geldi ve devriyeye çıkmadan önce Beatrice’i tek başına yakaladım ve yorgun gözüktüğü gerekçesiyle ona bu eliksir’i onu dinç tutacağını vaat ederek ikram ettim , en başta isteksiz olsada bana karşı çıkamadı ve iksiri içti sonrada diğerleriyle buluştuk ve kalenin etrafında devriye gezmek amacıyla yola çıktık. Bu kara büyülü yeri kardeşliğimiz daha fazla hasar almadan terk etmeliydik bu yüzden planımı hızlıca yerine getirmeliydim. Yolda ilerlerken kardeşlerimi durdurdum ve Beatrice’i işaret ettim , kalede gerçekleşen patlamanın sebebinin Beatrice olduğunu söyledim ama bana en başta inanmadılar. Konuşmaya devam ettim , en başta emin olamadığımı ama sonra hafızam yerine geldiğinde gördüklerimi emin bir şekilde hatırladığımı söyledim ve son olarakda eğer kendisinin kirlenmemiş olduğunu kanıtlamasını istiyorsa kanını akıtmasını söyledim. Eğer kara büyü yüzünden kanı kirlenmemişse hala kırmızı akacatır ama kirlenmişse yeşil akacağını söyledim. En başta bana oldukça karşı çıktılar ama ısrarlarım sonucunda Beatrice bu teste tabi tutulmayı kabul etti. Erodion Beatrice’in elini yakaladı , Beatrice ve Erodion arasında bir şeyler döndüğünden emindim ama bu umrumda değildi. Erodion Beatrice’in avucunun içine kılıcının ucuyla bir çentik attı ve Beatrice’in kanını akıttı. Sonuç beklediğim gibiydi , iksir onun kanını kirletmiş ve kanını yeşil yapmıştı. En başta bana karşı çıktılar , Beatrice’in dili tutulmuş konuşamaz hale gelmişti. Bana karşı çıkmaya devam ettiler bende onlara haykırdım “Emirlerimi sorgulayamazsınız , Kutsal ışık adına en doğru olanı bu!” Onlar hala ısrar etmeye devam ederken Vastiel hançerini sessiz bir şekilde çekerek Beatrice’in arkasına yanaştı ve hançerini sırtına sapladı , Beatrice’in masumiyeti ve kaderini reddedişi gözlerinden okunuyordu ama kardeşlik için en doğru olanı buydu. Ağzından kan öksürdü ve yere yığıldı. Herkes bu olaydan sonra uzun bir süre sessiz kaldı , Beatrice’in cesedini ateşe verdik ve orayı terk ettik. Vastiel’in yaptığı oldukça cesur bir işti , o günden sonra onu bir kaptan-şövalye’ye yükseltmem gerektiğini biliyordum. Bu olay hakkında kimse uzun bir süre konuşmadı. Kaleye döndük ve diğerleri olan bitenleri Rodreic’e anlattı. Rodreic olanları duyduğunda deliye döndü ve beni sorgulamaya başladı. Danışmanım olabilir ama emirlerime uyması gerekiyordu , herkesin ortasında bana bağırdı , bu ne cürret! Onunla konuşmak üzere kaleden dışarı çıktık , ona haddini bildirmem gerekiyordu. Küçük bir tepenin üzerine çıktık ve konuşmaya başladık. Ona bulduğum kitaptan ve olayların kutsal ışığa layık olamadığımız için bu şekilde geliştiğinden bahsettim , bana delirdiğimi söyledi. Beatrice’in bir iblis olduğunu ona anlattığımda bunu redetti ve suratıma bir yumruk geçirdi. Bana nasıl yumruk atabilirdi , Bu cesareti nereden bulmuştu!? Hafif sendeledim , dengemi yeniden bulduğumda bu sefer bana bir kroşe vurmayı denedi , yumruğunu yakaladım ve kolunu çevirerek onu uzağa fırlatmaya çalıştım , birkaç dengesiz adımdan sonra yere yığıldı. Ayağa kalktı ve üstüme doğru koşmaya başladı , ona hamle yapma fırsatı vermeden diz kapağının üstüne bir tekme attım ve bunun üzerine duraksadı. Duraksadığı anda sol elimle aparkat ve sağ elimlede bir kroşe vuldum ve kendinden geçerek yere yığıdı. Elimde ki çelik eldivenler darbenin şiddetini oldukça arttırıyordu. Üstüne çıktım ve burnuna birkaç kez kırılana kadar yumruk attım ve ona bağırdım ;”Madem böyle konuşmak istiyorsun Rod , böyle konuşuruz o zaman ,bizim tarafımızda değilsen düşmanımızsındır!”. Bana yeter diye mırıldandı , yakasını bıraktım ve onla ne yapacığımı düşünürken kaleye doğru kafamı çevirdim. O sırada.. O sırada hain kendi kılıcımı çekti ve bana sapladı. Kılıcımın organlarımı deştiğini hissettim , görüşüm kızardı ve Rod kılıcımı çıkardığında onun üstünden yere yığıldım ve bilincimi kaybettim. Hain bunun için hesap vericekti. Bilincim yerine geldiğinde kalenin revirinde yatıyordum , kardeşlerimin çoğu yanımdaydı. Bana Rodreic’in Isillien ile birlikte kaçtığını anlattılar , onlara olanları anlattım ve kardeşlerimde benimle intikam için ant içtiler. Yaralarım iyileşti , yeniden yola çıktık ve geçitten geçerek evimize döndük. Artık amacımız hainleri bulup hayatlarına son vermekti , bıraktıkları izleri takip ettik ve onların peşlerine düştük.

Konu Pechvarry tarafından 19 Haziran 2013 - 04:38 ÖS tarih ve saatinde düzenlenmiştir

  • 4

#4 dogabeey

dogabeey

    Moderatör

  • Moderators
  • 299 İleti

Yazma tarihi: 19 Haziran 2013 - 04:21 ÖS

<Reserved>

Konu dogabeey tarafından 19 Haziran 2013 - 04:21 ÖS tarih ve saatinde düzenlenmiştir

  • 0

Dark Lion Onslaught.


#5 Vastielo

Vastielo

    Advanced Troll

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 43 İleti

Yazma tarihi: 20 Haziran 2013 - 10:17 ÖÖ

Şunu geçmekte fayda var. Bu hikayelerin tam olarak ne olduğunu çözemeyen arkadaşlar için. Tüm bu yazılanlar Türkçe Role-Play guildimiz Crusade of The Lion tarafından Argent Dawn realminde gerçekleştirilmiş eventlerdir. Yani burada yazılan şeyler aslında oyundaki maceralarımızın kağıt üzerine dökülmüş hali.

Katılmak isteyenler şuradan guild sayfamıza ulaşıp başvurularını yapabilirler.

Konu Vastielo tarafından 20 Haziran 2013 - 10:20 ÖÖ tarih ve saatinde düzenlenmiştir

  • 1

#6 Vastielo

Vastielo

    Advanced Troll

  • Members
  • Pip*Pip*Pip*
  • 43 İleti

Yazma tarihi: 20 Haziran 2013 - 02:06 ÖS

Donmuş Fiyortun Şarkısı - CoTL Bölüm 9

Estarriol



'' Duvarda gedik açıldı ! Sör Estarriol ikinci kata çekilmeliyiz.... Sör Estarriol Ork Lejyonları kaleyi almak üze-''

''Kuzeyde... Estarriol... kurtuluş yolu kuzeyde.. ''

'' Tüm büyü öğretilerim Aslan'ın Seferi'nin hizmetindedir Sör Estarriol ve tabi sizin emrinizde..''

'' Rodreic seni hain piç kurusu kılıçtan uza--''

''Şapel içindeki tüm çocuklarla birlikte arındırıldı Sör Estarriol...''

''Kuzeyde... Estarriol... kurtuluş yolu kuzeyde.. ''

 

 

Estarriol yatakta kıvranmaktaydı. Gözlerini açtı ve yastığının terden sırılsıklam olduğunu fark etti. Kötü bir kabus görmüş olmalıydı. Kendini doğrultmaya çalıştı fakat vücudu bile emirlerini sorgular hale gelmişti. Başucundaki suya ulaşmaya çalıştı. Elleri o kadar titriyordu ki suyun yarısı bardaktan doğruca bedenine döküldü. ''Vücudum... hala yanıyor.'' Portalın arkasında olanlar görünüşe göre Estarriol'un peşini bırakmamıştı. Yaptığı şeyler için onun da arınması gerekli miydi ? O zaman hiçbir tereddüt hissetmediyse neden günlerdir rahat bir uyku çekememişti ? Hayır. Şimdi bunları düşünemezdi. ''Geri dönüş yok. Her şey daha büyük bir amaç uğruna..'' dedi ve elini kılıç yarasının üstüne kondurdu. Aniden tüm bedeni acı içinde sarsıldı . Ter döküyordu. Aylar geçmişti ama hala Rodreic ve geriye kalan isyancılardan bir haber yoktu. '' Bana bu izi bırakıp kaçmayı planlamıyorsun ha seni piç kurusu'' . Estarriol kendini topladı. Ayaklarını yavaşça yataktan kaldırıp yere doğru bastı. Yatağın kenarlarına tutunarak doğruldu. İçinde bulunduğu kamara sürekli olarak sallanmaktaydı. Gemide geçirdiği her gece aynı rüyayı görüyordu. Acı veren anıların arasında o rahatlatıcı ses... onu kuzeye çağırıyordu.

Aniden kamarasının kapısı açıldı. Kuzey buz denizinin soğuk rüzgarları içeri doluştu. Çıplak bedeni titremeye başladı , üzerine bir şeyler bulmaya çalışıyordu. İçeriye gelen silüetin yüzünde saçma bir gülümseme vardı. Bu Estarriol'u deliye çevirmekteydi.'' Sör Estarriol müsait misiniz ?'' . Bu Vastiel'den başkası değildi. Estarriol öfkeli bir şekilde yumruğunu kaldırdı ve '' Kapıyı açtıktan sonra sorman çok iyi oldu. Lanet olası giyinmem için birkaç dakika ver.'' Estarriol kapıyı Vastiel'in yüzüne ittirerek kapadı. Kamarada birkaç dakika boyunca küfürler duyuldu.

Jedrix





Valgarde Limanı'nın ışıkları seçilmeye başlamıştı. Jedrix'in yüzü uzun zamandır ilk kez gülüyordu. Dondurucu soğuk üzerindeki çift kat giysi yığınını hiçe sayıp tüm bedenine işliyordu. Güvertede sürekli olarak hareket edip ısınmaya çalışıyordu. Biraz ısınmak için tüm gemiyi yakmayı bile düşünmüştü. Limandaki deniz fenerinin ışığı geminin üstüne vurdu. Northrend'e sonunda ulaşmışlardı. Haberi Estarriol'a vermek üzere güverteden hızlı adımlarla indi. Geminin tahtaları gıcırdıyordu. Dikkatli olmazsa bir dalga onu gemiden sürükleyip buz denizinin içindeki sayısız mezardan biri haline getirebilirdi. Estarriol'un kamarasının önüne geldiğinde kapıda duran Vastiel'i görür. İçeriden sinirli sesler yükselmektedir. Jedrix iç geçirir ve Vastiel'e dönerek '' Ona ne söyledin Vast ? ''. Vastiel hiçbir şey anlamında ellerini iki yana kaldırır ve başını sallar. Kısa süre sonra kamaranın kapısı açılır. Estarriol zırhını kuşanmış ve kürkünü üzerine giymiş şekilde dışarı çıkar. Jedrix hemen atılarak limanın görüldüğü haberini verir. Kısa süre içinde tüm grup güvertede toplanır. Gemi limana doğru yaklaşırken gözetleme kulelerindeki muhafızlar geminin üzerindekileri incelemeye başlar. Kalabalığın içinden Estarriol endişeli bir şekilde Jedrix'e yaklaşır. Jedrix bir anlığına nefesinin kesildiğini hisseder. Burnuna yanık kokusu gelmektedir ve etrafındakilerin zevkten çıldırmış gülüşleri zihninde sonsuz bir döngüde tekrar tekrar duyulmaya başlar. Kendine güçlü bir tokat atarak gerçekliğe dönmeye çalışır.

Estarriol: Valgarde yolculuğumuzdan haberdar mı ? Sorun çıkacağa benziyor.

Jedrix önce nefesini toplar. Bir şey fark ettirmeden :

-Merak etmeyin Sör. Bir grup maceracı şövalyeye karışacak değiller. Onlara gerçek kimliğimizi söylemedim.

Estarriol: Tamam o halde bırak konuşmayı ben yapayım.

Jedrix: Eh.. Sör aslında buna gerek yok. Size önceden bahsettiğim saha ajanımız Garrid limandakilerle konuştu bile.

Estarriol: Garrid mi ? Onu kardeşliğe öneren sendin değil mi ? Umarım yetenekleri konusunda haklısındır.

Jedrix: Bu konuda şüpheniz olmasın Sör. Bu araziyi ondan iyi bilen yoktur.

Garrid



Garrid koşar adımlarla ilerlerken kendi kendine söylenmektedir. '' Lanet olsun o son eli oynamayacaktım.'' Büyük ihtimalle Aslan'ın Seferi limana varmıştı bile. Altın kesesindeki ağırlık koşarken kendini hissetirmekteydi. Garrid bundan memnun görünüyordu. Durup tütününü yakmak için yeterli zaman olup olmadığını düşündü. Bunun için her zaman yeterli zaman olmalıydı. Tütününü yaktıktan sonra temposunu biraz düşürüp seri adımlarla limana doğru yaklaştı. Liman oldukça kalabalıktı ve Garrid kalabalıktan nefret ederdi. Hoş ya , o yüzden bu donmuş buz kütlesinde yaşamayı seçmişti. Bir de ucuz kiralar yüzünden tabi. Garrid aynı zamanda uzun yıllar Lordaeron ve çevresinde İttifak için çeşitli görevlerde yer almıştı. Aslan'ın Seferi'ne benzer pek çok şövalye grubuyla birlikte çalıştığı olmuştu. Onların dilinden anladığını düşünüyordu. Birkaç süslü cümle ve güneylilerin kullandığı jestlerle halledemeyeceği bir sorun olmadığını düşündü. Sonunda üç numaralı iskeleye yaklaştı. Beklediği gibi gemi geleli bir saat olmuş görünüyordu. İskelede sinirli şekilde bekleyen ve etrafa emirler yağdıran ağır zırhlı bir şövalye duruyordu. ''Estarriol sen olmalısın..'' diye düşündü. Hafif ama sağlam adımlarla Estarriol'a yaklaştı. Onun yanında duran bir diğer şövalyenin saçının oldukça komik olduğunu düşünüyordu. '' Bunu bir sirkten falan almış olmalılar..'' Bahsettiği kişi Jedrix'ten başkası değildi. Garrid gruba yaklaşınca özensiz bir reverans yapar.

Garrid: Ah.. bana akşamüzeri geleceğiniz söylenmişti. Lütfen bağışlayın Sö--

Estarriol: Tam bir saat bay Garrid. Lanet olası bir saat.

Garrid: O halde hemen yola çıkalım.

Böylece grup Estarriol'un rüyası üzerine çıktığı yolda sona yaklaşıyordur. Ama yolculuklarının en zor kısmı başlamak üzeredir. Northrend'in donmuş topraklarında yol alırlarken Garrid en önde tüttürerek yürümektedir. Estarriol'un harita alması konusundaki ısrarlarına karşı Garrid o kağıttan şeylere ihtiyacı olmadığını söyler. Yol aldıkları bu geniş ormanlarda avlanma sorunu çekmeyeceklerini düşündüklerinden limanda alışverişi reddetmişlerdir. Vastiel ile Erodion sürekli olarak açlıktan söylenmekte ve gruptakilerin sabrını taşırmaktadırlar. Açıkçası Estarriol'un pek seçim şansı kalmamıştır. Soylu ailelerin desteğini çekmesi , iç isyanla uğraşmak zorunda kalışı grubun finansal düzenini altüst etmiştir. Her şeyden öte rüyasında duyduğu ses uğruna çıkılan bu yolculukta hiç ucuz sayılmazdı.

Jedrix



Yol ilerledikçe Jedrix'in aklındakiler karmaşıklaşmaya devam ediyordu. Rodreic'in söyledikleri ve Beatrice'e olanları unutması mümkün değildi. En kötüsü ise her zaman son olarak aklına geliyordu.

''Yardım edin.. içerisi yanıy- YARDIM''

''Bizleri sen öldürdün Jedrix... ''

Botlarını yarı donmuş toprağa sapladı. Nefes nefese kalmıştı. Etrafındakiler ona yardım için koşmaya başladı ama o elini kaldırdı ve uzak durmalarını söyledi. Midesi ağzından fırlayacak gibiydi. Belki de.. Rodreic haklıydı. Estarriol insani tarafını o savaşlarda kaybetmiş olabilir miydi ? Belki de daha kötüsü. Estarriol akıl sağlığını tamamen kaybetmiş ise ne yapacaktı. Çevresinde konuşabileceği hiç kimse yoktu. Yanlış bir cümlesinde konumu önemsenmeden hain durumuna gelebilirdi. Ne de olsa Aslan'ın Seferi ''Cadı Avı'' konusunda uzmandı. Bunun üstüne bir de devam etmekte olan isyan vardı.Aklına Vastiel geldi. Düşüncelerini onunla paylaşabilir miydi ? Onun Estarriol'a fazlasıyla yakınlığı gözünü korkutmaktaydı. Tüm bu düşüncelerin arasında Garrid'in sesi yankılanmaya başlar :

-Hey . Eğer avlanmaya yetecek enerjiniz kalmadıysa şu tepenin arkasında bir Kalu'ak balıkçı köyü var. Limandaki süslü yerler kadar pahalı olmadığıda kesin eh ? Birkaç gümüşe bir fıçı alabileceğimize eminim.

Jedrix bunun başlangıçta iyi bir fikir olduğunu düşünsede birden kafasına bir mızrak saplanmışçasına keskin bir ağrıyla irkilir.Kalu'ak.. Jedrix onların neye benzediğini çok iyi bilmekteydi. Kalu'ak kabilesi Tuskar ırkından oluşmaktaydı ve.. onlar da..Nefesi tekrar kesilmeye başladı. ''Hepsi... tekrar yaşanacak..'' dedi içinden. Kendini topladı ve grubun peşinden köye ilerlemeye başladı. Köy derme çatma birkaç ev ve çadırdan oluşmuştu. Köyün merkezinde ufak bir ateş ve etrafındaki fıçılarda taze balıklar durmaktaydı. Tuskarlar grubu gördüklerinde önce korktular. Ama uzun zamandır burada olan İttifak ve Horde'a yabancı değillerdi. Aralarında en yaşlı olan Estarriol'a doğru yaklaştı. Jedrix'in elleri titremekteydi. Jedrix Estarriol'un yüzüne baktı. Gergin duruyordu . Hemen araya atladı ve cebinden çıkardığı kesenin içindeki gümüşleri Tuskara uzattı. Yaşlı tuskar başıyla birkaç anlamsız hareket yaptı ve arkasındaki tuskarlara bir şeyler işaret etti. Ardından yaşlı Tuskar yağla kaplı vücudunu sola çevirerek eğilip yerden bir şey almaya yeltendi. İşte her şey o anda başladı.. Erodion'un o ahmak sesi yankılanıyordu. '' Silahını alıyor ! Silahı var ! '' Estarriol için bu cümleler fazlasıyla yeterliydi. Jedrix adeta donmuş gibiydi hareket edemiyordu. Estarriol'a baktı ve beklediği şeyi yapmaması için yalvarmaya başladı ama sonra..

Estarriol: Bu lanet şeyler Taurenlere benziyor. İttifak ve Lothar'ın Işığı adına hepsini KATLEDİN ve köyde ne varsa alın !

Sonrasında olan her şey rüyadan farksızdı. Estarriol özel yapım çift elli çelik kılıcına sarıldı ve Yaşlı Tuskar'ın kafasını tek hareketle ortadan ikiye çatlattı. Erodion kalkanını yere fırlattı ve köydeki meşalelerden birini kaparak çadırlara doğru koşmaya başladı. Yüzü aynı o günkü gibi dehşet verici bir gülümsemeyle kaplıydı. Öbür eline kuşandığı kılıcıyla yolunun üzerindeki silahsız ve kaçmaya çalışan Tuskarları kılıçtan geçiriyordu. Jedrix bu çılgınlığa bir son vermek istiyordu ama ayakları adeta yere saplanmıştı. Gözleri Garrid'i aradı ama lanet olası ortalıklarda gözükmüyordu. Sonra ensesinde bir sıcaklık hissetti. Arkasını döndüğünde Erodion'un tüm çadırları ateşe vermesini ve hala içinde olan Tuskarların acı veren çığlıklarını tanık oldu. Estarriol küfürler savuruyor ve bulduğu mızraklardan birine Yaşlı Tuskar'ın kafasını geçirmeye çalışıyordu. Köyünü korumak isteyen birkaç Tuskar gidip zıpkınlarına sarılmak istedi. Tam o anda devreye Akean girmişti. Bu şövalye grubun ötekilerinin iki katı iriydi ve lanet olası beyinsiz bir ölüm makinesinden farkı yoktu. Cüssesine rağmen seri hareketle zıpkınlarını alan Tuskarlara doğru koştu. Bir tanesi korku içinde titreyen kollarıyla Akean'ı hedefledi ve zıpkını ateşledi. Zıpkın Akean'ın omuz zırhını sıyırıp geçti. Sonrasında çeliğin ete temas sesi duyuldu ve hava uçan iki Tuskar kellesi Akean'ın yanına düştü. Jedrix artık dayanamıyordu. Tüm bunlara bir son vermeliydi. Kılıcını yavaşça kavradı ve Estarriol'a doğru yürümeye başladı. Estarriol Yaşlı Tuskar'ın kafasını mızrağa geçirmiş köyün merkezinde duruyordu. Jedrix nefesini tuttu ve adımlarını hafifleştirdi. Bu işi hızlı ve temiz halledecekti. Kılıcını kınından yavaşça çekti ve Estarriol'a doğru kaldırdı.Ardından tüm gücüyle kılıcı aşağıya savurdu. Tam o sırada kolu havada kaldı. Omzunda bir el hissediyordu. Korku içinde arkasını döndüğünde Vastiel'in hayır anlamında başını salladığını fark etti. Bir anda topladığı tüm güç ve cesaretin bedenini terk ettiğini hissetti ve kılıcını elinden düşürdü. Yine olmuştu. Bir katliam daha gözlerinin önünde gerçekleşmişti. Jedrix başını öne eğip lanetler savurduğu sırada yaşlı tuskarın kafası yerinde olmayan bedenini gördü. Silah sandıkları şeyin aslında eskimiş bir olta olduğunu fark etti. Lanetler savurmaya başladı. Birden ateşlerin arasından bir gölge fırladı ve köyün çıkışına doğru yalpalayarak koşmayı başladı. Jedrix elleriyle siper alıp baktı. Hayatta kalan yaralı Tuskar çığlıklar atarak kaçmaya çalışıyordu. Estarriol öfkeyle yanındakilere döndü ve '' Bana bir mızrak verin! '' diye haykırdı. Erodion hızlıca mızrağı uzattı . Estarriol derin bir nefes aldı ve birkaç adım geri çekildi. Ardından ileriye doğru koşarak tüm gücünü mızrağı tutan koluna verdi ve ''Geber, lanet olası. Geber ! ''çığlıkları atarak mızrağı fırlattı. Mızrak havada keskin bir ses bırakarak yükseldi ve ardından Tuskarla birlikte karanlığın içinde kayboldu. Saniyeler geçti ama yaralı Tuskarın sesi hala karanlıkta duyulmaktaydı. Iskalamış olmalıydı. ''Lanet olsun !'' dedi Estarriol. Jedrix'e döndü ve '' Lanet kaçak öbür kabilelere haber verebilir. Tüm fıçıları alalım ve şu köyden bir an önce gidelim.'' dedi. Jedrix hiçbir şey söyleyemeden başıyla onayladı. Fıçıları yüklediler ve hızlıca ormanın karanlığına doğru yola çıktılar. Jedrix son bir kez arkasına baktı ve yanmakta olan köyü gördü. Artık bir şeyden emindi. Bu çılgınlığın bir parçası olmasının yolu yoktu.

SON
  • 3




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı