İçeriğe git


Resim
- - - - -

TARAFINI SEÇ --- WoW-TurK Storytelling


  • Please log in to reply
Bu konuya 8 yanıt gönderildi

#1 Shamokan

Shamokan

    Guild Forum Yetkilisi

  • Members
  • 316 İleti

Yazma tarihi: 23 Haziran 2013 - 05:20 ÖS

Kalın tahta kapı açılınca soğuk kış rüzgarı bir tokat gibi çarpmıştı suratına ama rüzgardan sonra içeri giren iki küçük fırtınayı görünce bir anda rüzgara ve soğuğa olan öfkesini unutuverdi Ermin Derinyara… Çocuklar koştular ve zıplayarak dev gibi olan adamın sadece dizlerine ulaşarak sarıldılar. “Büyükbaba ! Büyükbaba !” çığlıkları dolmuştu evin içi. Gürültüleri duyan eşi Rubelis Derinyara üst kattan aşağı indi ve “Winterspring kurtları basmış evimizi ! Muhafızlar muhafızlar ! “ diye bağırdı. Bu kez çocuklar koşarak kadına sarılmışlardı. Evin kapısı ikinci kez açıldığında içeri çocuklara refakat eden Stormwind Muhafızlarından Trande Gümüşbıçak girdi ve sıkı bir asker selamı ile ihtiyar adamı selamladı “Lordum; Komutanım ve saygıdeğer eşi çocuklarını almak için 2 gün sonra yani ayın 14 ünde geleceklerini iletmemi emrettiler. Kendilerine iletmemi istediğiniz bir mesajınız varsa canım pahasına mesajımı kendisine ileteceğimi bilmenizi isterim.” Ermin adama yaklaştı etrafında yavaş yavaş dönerek tepeden tırnağa süzdü ve “Emeklilik hayatım başladığından beri gördüğüm şehir muhafızları içinde en nizami en düzgün selam veren ve sesi en gür çıkan Muhafız sizsiniz çavuş” dedi. Lordunun bu sözleri Trande yi onore etmişti topuklarını birbirine vurarak bir kez daha selam verdi ve odadan çıktı.
Çocuklar şömine ateşinin başına geçmiş buz tutmuş eldivenlerini çıkartmış ellerini ısıtmaya başlamışlardı. Adam kısa ayaklı bir tabure aldı ve çocukların yanına oturarak “eeee anlatın bakalım ne var ne yok neler yapıyorsunuz ?” diye sordu. Çocuklar gülüşerek birbirlerine baktılar ve ikisini de aynı anda omuzlarını silkerek “hiiiiç” dediler. Adam gülümsedi çocuklara şöyle bir baktı ; “Gerçekten zaman çok çabuk geçiyor” diye düşündü. İkizleri ilk kez kucağına aldığından bu güne 10 yıl geçmişti. Aynı yüzlere sahip bu çocuklar aynı zamanda bariz farklılıklar taşıyorlardı sarı saçlı olan Yrusa yeşil gözlü idi ve daha sakin bir yapıya sahipti. Siyah saçlı olan Nerdalen mavi gözlere sahipti ve yerinde duramayan atak ve sabırsız bir ruh haline sahipti. İlgi alanları da oldukça değişikti ve yapacakları seçimde ki rolleri hakkında adama oldukça sağlıklı tahmin yapma olanağı tanıyorlardı. Yrusa silahlara özellikle büyük baltalara çok meraklıydı dolayısıyla bir savaşçı olmayı seçeceğini bilmek için çok üstün tahmin yeteneği gerekmiyordu. Nerdalen ise oklara meraklıydı ve hayvanlara özel bir ilgisi vardı bu da aileye bir de avcı gelecek diye düşündürüyordu. Her şey ayın 14 ü gecesi yapacakları seçimde yani 2 gece sonra belli olacaktı. Adam bunları düşünürken eşi Rubelis elinde mis gibi kokan yahni tenceresi ile içeri girdi. Çocuklar şimdi gerçekten Winterspring kurtları gibi masaya koştular. Adam ve eşi torunlarına kahkaha ile gülmüşler tabaklarını silip süpürmelerini hayretle izlemişlerdi.
Yemekten sonra ki saatler çocuklar dışarıda karlarda yuvarlanmışlar koşup durmuşlar ve çok eğlenmişlerdi. Eve neşe ve ışık geri gelmişti. Gözlerini yukarı dikti ve Işık Tanrısı ile Ay Tanrısına şükranlarını sundu. Gece soğuk ve rüzgar beraberinde kar fırtınasını getirmişti. Şömineye bol bol odun atıyorlardı karı koca. Akşam yemeğinden sonra çocukların yatma zamanı geldiğinde kafa kafaya verip bir şeyler fısıldaşıyorlardı. Aslında adam torunlarının ne fısıldaştıklarını çok rahat duyabiliyordu ama bekledi bıyık altından gülerek ve çok geçmeden çocuklar gözleri pırıl pırıl parlayarak adamın yanına geldiler. Halen birbirlerini dürtüyorlar nasıl lafı açacaklarına karar veremiyorlardı. Bu sırada Rubelis elinde 2 kupa sıcak süt ile geldi ve kocasının yanına oturarak “Yatma zamanı beyler” dedi. Çocuklar sütlerini aldılar ve birbirlerine bir kez daha baktılar sanki “Ya şimdi ya hiç “ diyorlardı ve en sonunda Nerdalen kendini daha fazla tutamayarak konuyu açtı “ Büyük baba babam bize ailemizin ilk seçim gecesini öğreneceğimizi söyledi. Yani senin seçim geceni...” Ardından Yrusa lafa katıldı. “ Ve uyumadan önce sıcak şöminenin önünde sütlerimizi içerken dinleyeceğimiz müthiş bir hikaye olacağını düşünüyoruz” Adam karısına baktı kadında başı ile onayladı ve “Anlatmaya başlamadan sana güzel bir Ironforge birası getireyim” diyerek birayı almak için kalktı. Çocuklar heyecanlanmış ve aynı oranda mutlu olmuşlardı. Şöminenin önünde yerdeki minderlere serilerek üzerlerini kalın battaniyelerle örtüp süt kupalarını alıp büyük babalarını dinlemek için hazır konuma geçtiler kaşla göz arasında. Eşi birasını getirirken Ermin de kalkıp özel kutusunda sakladığı piposunu çıkardı şömineden aldığı ateş ile tütününü yaktı. Derin bir nefes çektiğinde eşide elinde 2 kupa bira ile içeri girdi. “Bu özel ve soğuk gecede hikayeni bir kez daha dinlemekten mutlu olacağım” dedi kadın. Ermin piposundan bir nefes çekti ve çocuklara bakarak “Hazırmısın beyler ?” diye sordu oldukça ciddi bir ifade ile. Çocuklar heyecandan nefeslerini tutmuşlardı sadece kafalarını sallayarak onaylayabildiler.
Ermin bir kez daha şöminede ki ateşi canlandırdı ve arkasına yaslanarak piposundan bir nefes daha çekti dışarıda rüzgar da sanki heyecanlanmışçasına çılgınca esti tahta pencere pervazları titredi ardından Ermin anlatmaya başladı…

*** ********* ************ *********

“Çok uzun yıllar önceydi…Gençtim… Sanırım 18 yada 19… Taren Mill de annem babam ve erkek kardeşim ile beraber yaşıyorduk. Babam kaliteli bir simyagerdi. Durmadan çiçek toplar iksirler yapardı. Onun yaptığı iksirler için Dalaran büyücüleri bile gelirdi. Annem ise aynı babam gibi işinde oldukça iyi olan bir terziydi ve onun diktiklerini giymek için de Dalaran büyücüleri gelirdi.Ben ise kardeşim ile günümü gün ederdim gezer dolanır bir gün Kraliyet süvarilerine katılıp Alterac dağlarında ogre avlamanın Orc sürülerini dağıtıp birer kahraman olmanın hayalini kurardım.. Bir gün kardeşim… Serdeman… Stormwind de Altın Miğfer dükkanın da kendine bir kılıç görmüş. Beğendiği kılıç ise çok pahalı bir kılıçmış. “Ne yapayım nasıl edeyim “ diye düşünürken samimi arkadaşlarından biri olan Exodarlı bir Drenai “Zxuan” kendi yaptığı bir işi tavsiye etmiş ama gizli kalması gerektiğini belirtmiş çünkü yapılan iş iyi kazanç bırakıyormuş ve ayrıca biraz riskli imiş. Serdeman ı sıkıştırdığımda ve babama söylemekle tehdit ettiğimde açıklamak zorunda kaldı. O kılıcı almak onun için dünyanın en önemli işiydi ve mutlaka başarmalıydı. Bu yüzden arkadaşının aracılığı ile bir anlaşma yapmıştı. Stormwind in en ünlü ahçısı Stephen Ryback ile yapılmıştı bu anlaşma. Adam ondan Somon balığı tutmasını istiyordu. En önemli savaşçılar zindanlara gitmeden önce ondan bazı sihirli yemekler alıyorlardı ve bu yemekler somon balığı ile yaptığı somon fümeden oluyordu. Bu somonlar en çok Lordaeron krallığının gölü olan Lordamere gölünde yakalanıyordu ancak !!! “ diyerek lafını kesti Ermin Derinyara… Çocuklar aynı anda uzandıkları yerden fırlayarak “Sonra ? Sonra ?” diye sordular heyecanla. Torunlarının uyumadığını gören Ermin memnun bir ifade ile eşine baktı ve odanın karanlığının aydınlatacak şekilde piposundan derin bir nefes çekti ve anlatmaya devam etti.

“Ancak Lordaeron kralı Lordamere gölüne yaklaşılmasını yasaklamıştı. Çünkü son yıllarda Gilneas krallığı ile aralarında anlaşmazlıklardan dolayı bir soğukluk yaşanıyordu ve Arthas… Arthas çıldırmıştı ortalık birçok canavar ve ismini bilmedikleri yaratıklarla dolmuştu. Lordaeron etrafında 24 saat süvariler gezerek nöbet tutuyorlardı. Bulwark tan Sepulcher e her tarafı kontrol ediyorlardı. Biz ise para kazanmalıydık. Ailemize söylesek büyük ihtimal kılıcı alabilirdik ancak onlar bizlerin kılıçlar ile değil kendi meslekleri ile ilgilenmemizi istiyorlardı. Bu yüzden her gece gizlice Lordamere gölüne gitmeye başladık. Ahçı Stephen her 20 somon için 1 gümüş vaad etmişti ve biz her gece 2 saat içinde 80 somon tutuyorduk. Gece de 4 gümüş müthiş bir kazançtı. 9 gün sonra Serdeman isteği kılıcı aldı. Artık durabilirdik ama gümüş paralar çok tatlı gelmişti. Kendimize bir hedef belirledik iki kardeş… 20 yaşımıza gelipte sürücü yetkisini aldığımızda binebilemek için bir Elf kaplanı almak istiyorduk. Gece Elf leri ile pek bağlantımızı yoktu o yüzden aracı kullanmamız gerekecekti. Aracının payı ile 2 kaplan için 40 altına ihtiyacımız vardı. Geceleri deli gibi Somon tutuyorduk ve para biriktiriyorduk. Geceler geceleri kovaladı altınlarımız birikti. Her gece gizlice Lordamere ye gitmek için gizlice evimizden kaçıyor kimselere görünmeden gidip yasak olan gölde sessizce balık tutuyor ve sabah a karşı gizlice evimize geri dönüyorduk. Altın hırsı ve Gece Elflerinin kaplanlarına olan tutkumuz gözümüzü kör etmişti.

Uzun geceler birbirini kovalamış ve ihtiyacımız olan altını karşılamak için son seferimize sıra gelmişti. O gece son balıklarımızı tutup bu işi bırakma kararı almıştık iki kardeş. Ve anlaştığımız gibi son gece kısmetimiz oldukça açılmıştı.80 tane somon tutup işimiz bittiğinde ay gökyüzünün tam ortasında yusyuvarlak dikilmiş sanki yalancı bir güneşmişçesine geceyi aydınlatıyordu. İşimizin erken bitmiş olmasının verdiği rahatlıkla sırt üstü otların üzerine uzanmış geceyi aydınlatan ayı ve yıldızları izliyor 8 ay sonra bineceğimiz kaplanların hayalini kurup keyifleniyorduk. Kısa bir süre geçmişti ki 4 nala koşan atların seslerini duyduk ve çalıların arasına zor attık kendimizi. Ancak atlılar bizi aramıyorlardı doğruca Lordaerona sürdüler atlarını. Panik yapmıştık o yüzden hemen ağlarımızı ve oltalarımızı toparladık. Bir an önce gözden uzaklaşmalıydık. Ancak yine dört nala koşan atlıların seslerini duyduk. Sepulcherden geliyorlardı. Arkalarından ise ne olduğunu bilmediğimiz tuhaf homurtular ve koşan ayak sesleri geliyordu. Saklanmak için neredeyse suyun içine girecek kadar yere yapıştık. Fakat son süvarilerin çığlıkları demir ve kalkan seslerine karışıp sona erince olayların bizimle ilgili değilde çok daha büyük bir şey olduğunu anladık çünkü artık ortalık insan çığlıkları ile inliyordu. Gecenin karanlığı içinde çığlıklar dualara dualar çığlıklara karışıyordu. Lordaeron ve Brill çığlıklardan geçilmiyordu. Gölün kenarında yere yapışmış korkmuş ve çıldırmak üzereydik. Neler oluyor du ? Bir an Serdeman aklına hakim olabildi ve “bana gitmemiz lazım yada insanlara yardım etmemiz lazım” dedi. Korkudan kalbim yerinden fırlayacak gibiydi ama kardeşimin bu sözü bana cesaret verdi. Dizlerimin üzerinde doğruldum ve” Horde Lordaerona saldırmış olabilir” dedim. Aklınıza sadece bu gelmişti ve kalbimizi bir anda dolduran kahramanlık hissi ile gölün kenarından yukarı Lordaeron yoluna doğru temkinli adımlar ile yürümeye başladık. Çok sonra yola varabildiğimizde elimizde sadece olta takımlarımız olduğu geldi aklımıza ve yine müthiş bir korku kapladı içimizi. Ancak ne yaparsın ki yola çıkmıştık ve üzerimize atılıp bizi öldürecek ya da esir alacak Orc yada bizi yemek isteyecek bir Trol için kolay hedeflerdik artık. Tam bunu düşünürken üzerimize doğru çığlılar atarak bir gölge fırladı. Bize çarptı ve hem bizi yere düşürdü hem kendi yere kapaklanıverdi. Üzerimize düşen gölgenin bizden korktuğunu ilk ben fark ettim ve üzerine atıldım yakaladım ve kollarını sıkı sıkı sardım. Kardeşim şokta olan adamın yüzüne bir tokat attı ve sordu “Neler oluyor” Adam çıldırmış gibiydi ama tokatı yiyince bir anlığına düzelir gibi oldu ve “Ölüm...Ölüm her yerde… Şehrin altından Zindanlardan geldi ölüm… Kral da şehirde düştü…” dedi ve son bir güçle kendini kurtararak Bulwark yönüne doğru kaçmaya başladı. “Şehir de Kral da düştü” sözü kulaklarımda çınlıyordu. Sonra bir an ortalığın kıpkırmızı bir ışıkla aydınlandığını fark ettim. Yangın… Lordaeron yanıyordu…Şehir gerçekten düşmüştü. Kaos geceye hakim olmuştu. Bulunduğumuz noktaya yakın bir yerden homurtular geldiğini fark eden Serdeman kolumu dürttü ve sessizce “ Birileri geliyor çabuk şu ağaca tırmanalım. Orklarsa yukarı bakmazlar. Çabuk ol” dedi. Hızlıca en yakın ağaca tırmandık ve gecenin karanlığının yaprakların yardımı ile bizi örtmesini umarak dalların arasında beklemeye başladık. Sesler yaklaştı yaklaştı. Oldukça yavaş yürüyorlardı ancak en nihayetinde önümüzden geçmeye başladılar. Yangının aydınlattığı noktadan geçmeye başladıklarında korkudan dilim tutulmuştu. Ölüler ! … Lordaeron a ölüler saldırıyordu. Kalbim yerinden çıkacak gibi atıyordu. Kardeşime baktım o da benim gibi dehşet içindeydi. Ölüler akın akın lordaeron a yürüyordu. Etleri sıyrılmış kimi yerleri sadece kemik kalmış vücutlar ayaklanmış yürüyorlardı. Gözleri… Kiminin gözleri buz mavisi bir ışıkla parlıyor kiminin gözleri kıpkırmızı ateş gibi yanıyordu. Ölüler gruplar halinde yürürken dehşetimize dehşet katacak bir şey yaşandı. Az evvel bize çarpıp düşen adam nasıl oldu bilmiyorum ki büyük ihtimalle panikten dolayı yönünü şaşırmış gerisin geri bize doğru koşuyordu. Bir an uyarmayı düşündüysem de fark edilme korkusu ile hemen vazgeçtim ve çaresizce olanları izledik. Adam gruba yaklaştığında taş kesilmiş gibi durdu ve gözlerini yanmakta olan şehre dikti. Donup kalmıştı. Kendine geldiğinde ise artık onun için çok geçti 4 ölü üzerine atlayıp yere yıktılar ve adamı parçalayarak öldürdüler. Ardından başımızda ki belanın ne olduğu çıktı ortaya; öldürülen adam kendisini parçalara ayıranlarla birlikte ayağa dikilmişti.
“Scourge”… Arthas… Ölüleri yürütüyordu bu çılgın adam. Ve bitmeyecek sürekli çoğalacak bir ordu yaratmıştı…”Kaçmalıyız” dedim kardeşime. Grubun gitmesini bekledik ve sessizce ağaçtan aşağı indik. “Ne yapmalıyız” diye sesli düşünüyordum. “Doğuya gidemeyiz… Güney batıya inmeliyiz” dedi. Serdeman. “Gümüş Çam Ormanının içinde gizlenme ihtimalimiz daha yüksek. Ağaçlar ve gece bizi ölülerden koruyacak gizleyecektir. Hillsbrad a ulaşamazsak bile gölün kıyısında eski bir iskele var orda küçük bir tekne bulursak Fenris adasına geçebilir ordakileri uyarabiliriz. Tabi orayıda ele geçirmedilerse” diye devam etti fısıldayarak . Sonra bir an aklıma beni ölülerden daha çok korkutan bir şey geldi “ Annemle babam bizi öldürecek” Kardeşim istemsizce güldü ve “Tabi ölüler önce davranmazsa” Tüm vücudum ürperdi. Ölüler tarafından öldürülmek ve Scourge saflarında savaşan insanları öldüren bir zombi olmak fikri nefesimi kesiyordu. Sessizce temkinli adımlarla yürüdük yürüdük yürüdük. Gümüş Çam Ormanına geldiğimizde ay artık gökyüzünde iyice alçalmıştı. Gecenin en karanlık anları yaklaşıyor yani gün doğmak üzereydi. Bir anda çığlıklar atarak yürüyen bir gurubun sesleri duyulmaya başladı. Ayaklarımızın altında ki toprak sallanıyordu. Çalıların içine kendimizi attık ve yere yattık. Gecenin soğuğunda oluk gibi ter akıyordu şakaklarımdan işte tam o an onları gördüm yeşil şişko devler. Hemen hepsinin göbekleri yarık bağırsakları ve bazı organları o yarıktan dışarı taşmış bir ellerinde meşaleler diğer ellerinde kocaman balyozlar ile Lordaerona yürüyorlardı. Şehri tam anlamı ile yıkacaklardı ya da şehre yerleşiyorlardı.”Hadi” dedi omzumdan çekerek Serdeman “Hillsbrad yolu tıkalı anlaşılan. Fenris e adasına geçelim orasıda olmazsa ne yaparız bilemem” Olabildiğince sessiz ancak hızlı adımlarla göle yöneldik. İskeleyi hayal meyal gördüğümüzde “Kurtulduk” diye geçirdim içimden. Serdeman önde ben arkada iskeleye koşmaya başlamıştık ki Gölün içinden 3 ölü yürüyerek karaya çıktı. Hızla bize doğru yürümeye başladılar. Olduğum yerde dondum kaldım. Ölüm çok yakındı ve biz çok gençtik. Yine kardeşim çekti omzumdan “ Koş!” ormana yöneldik ancak artık gizlilik veya sessizlik gibi bir sorunumuz yoktu ve ölüler peşimizdeydiler…”

Şöminenin loş ışığını arkalarına almış çocuklara bir kez daha baktı uyuyorlar mı diye ancak hikaye kesildiği anda 2 haylaz kafalarını havaya dikerek “Hayır kesme büyükbabaaaa” diye çığlık attılar. Adam memnun olmuştu çocukların ilgisinden dolayı. Eşine baktı ona göz kırptı ve anlatmaya devam etti.

Yaklaşık olarak Sepulcher e kadar koştuk ormanın içinde ancak peşimizi ısrarla bırakmayan ölülere yolda başka ölülerde eklenmişti. Korku ve yorgunluk bizi bitirmişti çaresizce kısa bir mola verdik nefesimizi toparlamaya çalışıyorduk. Tam o sırada 100 yada 200 metre aşağıda ağaçların içinde bir kulübe gördüm. Büyük ihtimal bir avcı kulübesiydi. Koşmaya başladım. Kardeşimden peşimden koştu. O da kulübeyi görmüştü. Hızla kapıyı yokladık açıktı ! Terk edilmiş ve içerde ölü olmamasını umarak içeri girdik. Tek oda idi. İçerisi temiz ve bakımlıydı ancak şömine yanmıyordu.. Çaresizce bakındık. Terk edilmiş değildi ama sahibi de burada yoktu. Kapının arkasına bulabildiğimiz her şeyi yığdık. En son odanın ortasında duran masayı çektiğimizde yerde bir mahzen girişi olduğunu gördük. Dışarıdan ölülerin sesleri gelmeye başlamıştı. Bizi bulmuşlardı. Yeniden korku tüm ruhumu ele geçirdi. “Çabuk” dedi kardeşim tahta mahzen kapağını kaldırarak ve ilk kendisi aşağıdaki zifiri karanlık odaya atladı. Bir an “Ya aşağıda da ölü varsa” diye düşündüm ama dışarıdan yaklaşan tehlikeyi düşününce hemen aşağıya indim. Tahta kapağı üzerimize kapattık. El yordamı ile etrafımızı yokladık ama aşağıda ki oda bomboştu. Bomboş ve zifiri karanlık bir bodrumda dışarıdaki ölülerin gelip bizi öldürmelerini bekliyorduk. Birbirimize sarıldık. Kardeşim de benim gibi ağlıyordu. Yukarıda kapı zorlanmaya başladı. Zorlandı zorlandı tahtalar gıcırdadı ve büyük bir çatırtı ile yıkıldı.
Ayaklarını sürüyerek içeri doluştular. Ölüm sadece 1 metre üzerimizdeydi ve bizi arıyordu. Gürültü arttı inlemeler hırıltılar koptu. Sanki ölüler birbirlerini yemeye başlamışlardı. Duvarlar sarsılıyordu. Dövüştüler dövüştüler. Ve sonra ortalığa bir sessizlik hakim oldu. Biz birbirimize sarılmış sessizce bu şaşırtıcı gelişmeye kulak kabartıyorduk ki mahzenin tahta kapağı gıcırdayarak açıldı. “Hadi çabuk yukarı çıkın sizi sersemler” dedi bir adam sesi.
Şaşkındık ama adamın söylediklerini ikiletmeden hemen yukarı fırladık. Kurtarıcımızı merak ediyorduk. Odanın içinde sağa sola bakındık. Yerde bir sürü ölü vardı. Parçalara ayrılmış duruyorlardı. “Neredesiniz bayım?” diye sordum sessizce . Soruma küçük odanın karanlık köşesinden bir nefes alış sesi cevap verdi. İkimizde o karanlık noktaya baktık bu gizli kurtarıcımızı merak ediyorduk. Onu ilk gördüğüm anı hiç unutmadım hiç te unutmayacağım Gün ışımaya başlarken odanın o karanlık köşesinde bir çift parlak sarı ışık gördük. Oldukça uzun boyu vardı. Karanlıktan dışarı bir adım attığında “Lütfen benden korkmayın” dedi sakin bir tonda. Ancak parlak sivri dişleri ve altın gibi parlayan gözleri ile iki ayağı üzerinde duran 2 metrelik dev bir kurt çıkmıştı karşımıza ve hali ile en az ölüler kadar korkutmuştu ikimizide. “Demek Gilneasın laneti ile ilgili söylenenler doğruymuş” diyebildim nasıl söylediğime şaşırarak. Adam güldü. Ve bir anda bizler gibi bir insana dönüşüverdi. “Sizlerin lanet dediği şey az evvel ölülerden hayatınızı kurtaran bir hediye aslında genç sersemler” dedi. Dışarıda uğultular çoğalıyordu. “Geliyorlar.” Dedi adam. “Hemde hiç bitmeyecek gibi geliyorlar. Sizlerin hiçbir şeyden haberiniz yok. Ne Arthas tan ne Sylvanas tan nede Forsaken den…” Ancak şu an bunların bir önemi yok. Her taraf ölüler ve bin türlü mahlukat ile çevrili ve Azeroth istila altında. Sizleri tek başıma diğerlerine karşı koruyamam ve biran önce Gilneas a kaçmak zorundayız. Sizlerde benimle dövüşmelisiniz. Ya da burada kalıp ölecek ve onlara katılacaksınız.” Serdeman “onlarla nasıl dövüşeceğimizi düşünüyorsunuz” dedi adama. Adam bir seçim yapmanız gerekecek. Ya sizde benim gibi bir Worgen olacaksınız yada insan olarak ölüp Scourge yada Forsaken saflarında ölüler olarak dirileceksiniz. Benim yolumu seçerseniz kanınız ölüm hastalığına karşı bağışıklık kazanacak ve öldüğünüzde onlara dönüşmeyeceksiniz. Yaşadığınızda güçlenecek kuvvetli hızlı ve korkusuz birer kurt olacaksınız.” İlk ben atıldım. “Ne yapmam gerekiyor ? İnsanları öldüren onları yemek niyetine parçalayan bir varlık olmaktansa bir kurt olup onlarla savaşmayı tercih ediyorum.” dedim. Serdemana baktı adam. Aslında fazla bir seçim şansımız yoktu. Ya kurt olacaktık ya ölü… “Bende kabul ediyorum” dedi kardeşim. Adam gülerek bize yanaşırken dışarıda da homurtular iyice yaklaşmıştı. Elinde tuttuğu bıçağı ile diğer elini kesti ve kanayan elini yukarı kaldırarak “Ben Lord Walden ! Ay Tanrısına bu iki yeni çocuğunu da aramıza kabul etmesi için yalvarıyorum” diye dua etti ve elini uzatarak “Kanımdan birer yudum için” dedi. Yapacak bir şeyimiz yoktu bizde tereddüt etmeden Lord Waldenin kanını içip kardeşlik bağına katıldık.”

Adam sözlerini bitirip piposunu masanın üzerine bırakarak eşi ile beraber ayağa kalktı. Küçük torunları onun bu halini daha iyi görebilsinler diye şömine önüne ışığa doğru yaklaştılar. Yaşlı ama heybetli 2 kurt duruyordu şu an içeride ve çocuklar hayranlıkla onları izliyorlardı. Yattıkları yerden kalkıp adam ve kadına koşup sarıldıklarında adam “Sanırım 2 gece sonra 2 genç kurtumuz daha olacak” dedi eşine gülerek. Çocuklar neşe ile
haykırdılar

“ Yürüyen ölüler olmaktansa keskin pençeleri olan korkusuz ölü avcıları oluruz !”

Sürçü Lisan ettimse af ola. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

Konu Shamokan tarafından 23 Haziran 2013 - 05:18 ÖS tarih ve saatinde düzenlenmiştir

  • 2
90 ORC SHAMAN
90 BLOOD ELF WARLOCK
90 UNDEAD HUNTER
90 TROLL DRUID
90 UNDEAD WARRIOR
90 TROLL HUNTER
90 NIGHT ELF PRIEST
90 WORGEN DRUID
87 GOBLIN ROGUE
85 DRAENEI WARRIOR
85 UNDEAD DK
85 BLOD ELF MAGE
-------------------------------------------------------

#2 MyCRY

MyCRY

    Knight Lieutenant

  • Members
  • 783 İleti
  • LocationArtvin

Yazma tarihi: 24 Haziran 2013 - 12:30 ÖÖ

sonuna kadar okudum hiç bıkmadan , paylaşım için teşekürler...
  • 1

#3 Shamokan

Shamokan

    Guild Forum Yetkilisi

  • Members
  • 316 İleti

Yazma tarihi: 24 Haziran 2013 - 12:31 ÖÖ

çok teşekkür ederim :)
  • 0
90 ORC SHAMAN
90 BLOOD ELF WARLOCK
90 UNDEAD HUNTER
90 TROLL DRUID
90 UNDEAD WARRIOR
90 TROLL HUNTER
90 NIGHT ELF PRIEST
90 WORGEN DRUID
87 GOBLIN ROGUE
85 DRAENEI WARRIOR
85 UNDEAD DK
85 BLOD ELF MAGE
-------------------------------------------------------

#4 Nem.

Nem.

    Guild Forum Yetkilisi

  • Members
  • 834 İleti
  • LocationÇanakkale

Yazma tarihi: 24 Haziran 2013 - 07:00 ÖS

Güzel bir hikaye olmuş eline sağlık.. Ayrıca machinima'ya imkan sağlayabilecek şekilde bölgedeki evleri, iskeleyi vs.'yi düşünerek yazmış olman güzel olmuş. :) Ama machinima için zor bir çalışma, tasvirlerin çok başarılı çünkü, ve bu da machinima'da ayrıntı vermeyi güçleştiriyor. :) Gerçekten güzel yazmışsın ama, keşke daha uzun olsaymış. :)

Ancak, benim sanırım tam olarak hakim olmadığım bir konu var, onu sormak istiyorum: Gilneas halkı Sylvanas'ın yıkıcı ve üstün saldırısından sonra worgen olmayı seçmedi mi? Onun öncesinde worgen lanetiyle savaşmak için var gücüyle uğraştı diye biliyorum.

Yani bu durumda Sylvanas'ın kalkıp, Gilneas'a savaş açabilmesi için Undercity'de olması gerekiyor ve bölge hakimiyetinin neredeyse tamamen forsaken'da olması gerekiyor. Ancak, senin anlattığın hikayede Lordaeron henüz düşerken, yani daha forsaken o şehri ele geçirip, yerleşmemişken; insanlar hala o topraklarda yaşam mücadelesi verirken forsaken'dan bahsetmek ne kadar doğru orasında tereddütte kaldım.

Sylvanas bunun öncesinde Arthas'ın kontrolünden çıkıp, forsaken'ları başka bir yerde mi toplamaya başlamış? Bu konu hakkında sanırım ben tam bilgiye sahip değilim.

Bilen arkadaşlar izah eder ve kronolojik sırasına göre kısaca bahsederse sevinirim.

Edit: Bi' de ekleme yapayım; izlemekten keyif alabileceğiniz güzel bi' kısa film lordaeron, human ve forsaken ilişkili. :)

Konu Nem. tarafından 24 Haziran 2013 - 07:21 ÖS tarih ve saatinde düzenlenmiştir

  • 2

#5 Shamokan

Shamokan

    Guild Forum Yetkilisi

  • Members
  • 316 İleti

Yazma tarihi: 24 Haziran 2013 - 08:45 ÖS

Lore ve Role play konusuna bu kadar hakim birinden böyle güzel şeyler duymak çok hoşmuş; gururum okşandı açıkçası çok teşekkür ederim. Ben de dediğin gibi hikayeyi toparlarken gilneas'a mı lordaeron'a mı önce saldırıldığı konusunda kararsız kaldım fakat sonra oyunda ki paket geliş sırasına göre düşünmek daha mantıklı olur gibi geldi. ama doğrusu bu mu iddialı değilim açıkçası. Dediğim gibi sürçü lisan ettimse af ola :)
  • 0
90 ORC SHAMAN
90 BLOOD ELF WARLOCK
90 UNDEAD HUNTER
90 TROLL DRUID
90 UNDEAD WARRIOR
90 TROLL HUNTER
90 NIGHT ELF PRIEST
90 WORGEN DRUID
87 GOBLIN ROGUE
85 DRAENEI WARRIOR
85 UNDEAD DK
85 BLOD ELF MAGE
-------------------------------------------------------

#6 OzeL

OzeL

    Genel Yönetici

  • Administrators
  • 948 İleti

Yazma tarihi: 25 Haziran 2013 - 10:02 ÖÖ

İnanılmaz mantıksızlıklarda müdehale edeceğiz ancak sonradan editlenebilir bolge, karakter vb. değişiklikler daha sonra yapılabileceği için sıkıntı yok, machinima yapılabilip yapılamamasıda aslında cok onemli değil. Seçilen senaryonun machinima versyonunu oluşturacağız zaten yazı daha ayrıntılısını ogrenmek isteyenler için oldugu gibi dokumanlaştırılabilir veya genişletilip eklenebilir. Buyuzden cok endişe etmenize gerek yok.
  • 0


#7 Shamokan

Shamokan

    Guild Forum Yetkilisi

  • Members
  • 316 İleti

Yazma tarihi: 25 Haziran 2013 - 03:42 ÖS

teşekkür ederim
  • 0
90 ORC SHAMAN
90 BLOOD ELF WARLOCK
90 UNDEAD HUNTER
90 TROLL DRUID
90 UNDEAD WARRIOR
90 TROLL HUNTER
90 NIGHT ELF PRIEST
90 WORGEN DRUID
87 GOBLIN ROGUE
85 DRAENEI WARRIOR
85 UNDEAD DK
85 BLOD ELF MAGE
-------------------------------------------------------

#8 Archcut

Archcut

    Member

  • Members
  • Pip*Pip*
  • 15 İleti

Yazma tarihi: 07 Ağustos 2013 - 06:14 ÖÖ

Sonuna kadar sıkılmadan usanmadan okudum :) Teşekkürler eline sağlık
  • 1

#9 Shamokan

Shamokan

    Guild Forum Yetkilisi

  • Members
  • 316 İleti

Yazma tarihi: 08 Ağustos 2013 - 12:43 ÖÖ

Teşekkür ederim :)
  • 0
90 ORC SHAMAN
90 BLOOD ELF WARLOCK
90 UNDEAD HUNTER
90 TROLL DRUID
90 UNDEAD WARRIOR
90 TROLL HUNTER
90 NIGHT ELF PRIEST
90 WORGEN DRUID
87 GOBLIN ROGUE
85 DRAENEI WARRIOR
85 UNDEAD DK
85 BLOD ELF MAGE
-------------------------------------------------------




0 Kullanıcı konuyu okuyor

0 Kullanıcı, 0 Misafir, 0 Kayıtsız kullanıcı